Tazminat Hukuku Avukatı

Tazminat hukuku tek bir dava türünden ibaret değildir. Bir trafik kazası, bir iş kazası, hatalı bir tıbbi uygulama ve ihlal edilen bir sözleşme aynı başlık altında toplanır. Ancak her birine farklı hükümler uygulanır. Uygulanacak kanun, görevli mahkeme, ispat yükü ve süreler bu ayrıma göre değişir. Bu nedenle ilk yapılması gereken, zararın kaynağını doğru tespit etmektir. Bir tazminat hukuku avukatı ile çalışmanın ilk faydası da budur.
Bu alanda en sık yaşanan hak kaybı süre kaynaklıdır. Zamanaşımı tek bir süreden oluşmaz ve sorumluluğun kaynağına göre değişir. Olayın üzerinden yıllar geçmiş olması her zaman hakkın düştüğü anlamına gelmez. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa daha uzun bir süre uygulanabilir. Bu sayfa, Bursa merkezli büromuzun bu alanın ortak omurgasını anlattığı şemsiye içeriktir. Sorumluluk türleri, zarar kalemleri, kusur, dava türü seçimi, ispat ve süreler burada bir arada ele alınmıştır.
Tazminat Hukuku Avukatı Ne İş Yapar?
Bu alanda çalışan avukatın işi dava açmakla başlamaz. İlk adım zararın tespitidir. Hangi kalemlerin talep edilebileceği ve hangilerinin belgelenebildiği bu aşamada belirlenir. Tedavi giderleri, kazanç kaybı ve bakım ihtiyacı ayrı ayrı değerlendirilir. Bu tespit yapılmadan açılan dava eksik talep nedeniyle hak kaybına yol açabilir. Bir tazminat hukuku avukatı bu aşamada belge listesini çıkarır ve eksikleri belirler. Zararın kapsamı netleşmeden tutar konuşmak da doğru değildir. Bir tazminat davası açılmadan önce yapılan bu çalışma, talebin kapsamını belirler.
İkinci adım delil toplamaktır ve bu dosyalarda en kritik iş budur. Kaza tespit tutanağı, hastane kayıtları ve tanık bilgileri zamanla ulaşılamaz hale gelir. Kamera kayıtları çoğu sistemde kısa sürede silinir. Bu nedenle dava açılmadan önce yapılan çalışma sonucu belirler. Gerektiğinde mahkemeden delil tespiti istenir. Bu talep, delilin ileride kaybolma ihtimaline karşı kayda geçirilmesini sağlar. Delil tespiti dava açılmadan önce istenebileceği gibi yargılama sırasında da talep edilebilir.
Süreç her zaman mahkemeyle sonuçlanmaz. Karşı tarafla veya sigorta şirketiyle yapılan müzakere birçok dosyayı kapatır. Sulh yoluyla anlaşma hem süre hem masraf bakımından avantaj sağlar. Dava açıldığında ise bilirkişi raporları belirleyici olur. Kusur oranı ve hesaplama bu raporlarla ortaya çıkar, rapora itiraz da avukatın işidir. Avukat yalnızca zarar görene değil, hakkında talep yöneltilen tarafa da vekillik yapabilir. Büromuz her iki tarafa da hizmet vermekte ve bu sayfadaki anlatım bu dengeyi korumaktadır. Bir tazminat hukuku avukatı, savunma tarafında da aynı teknik incelemeyi yapar.
Tazminat Hukuku Nedir?
Tazminat hukuku, hukuka aykırı bir davranışla verilen zararın giderilmesini düzenler. Amacı cezalandırmak değildir. Amaç, zarar görenin malvarlığını zarar öncesindeki hale getirmektir. Bu ilke sonucu doğrudan etkiler, çünkü istenebilecek tutar uğranılan zararla sınırlıdır. Zarardan fazlasının talep edilmesi kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle gerçekçi bir beklenti kurmak baştan önemlidir. Bir tazminat hukuku avukatı ile yapılan ilk görüşmede bu çerçeve netleşir ve beklenti dosyanın verilerine göre kurulur.
Bu alan tek bir kanunda toplanmamıştır. Temel hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nda yer alır. Bunun yanında özel kanunlar da devreye girer. Trafik kazalarında Karayolları Trafik Kanunu, iş kaynaklı uyuşmazlıklarda İş Mahkemeleri Kanunu ve sosyal güvenlik mevzuatı uygulanır. Talepler ikiye ayrılır ve uygulamada maddi ve manevi tazminat olarak anılır. Maddi tazminat, malvarlığında ölçülebilir biçimde meydana gelen azalmayı karşılar. Manevi tazminat ise duyulan elem ve üzüntünün bir ölçüde giderilmesini amaçlar. İki kalem aynı davada birlikte istenebilir ve mahkeme her biri için ayrı değerlendirme yapar.
Hangi Zarar İçin Hangi Yola Başvurulur?
Kullanıcıların büyük bölümü kendi durumunu ayırt etmekte zorlanır. Oysa bu alanda ilk soru şudur: zarar nereden doğdu? Yanıt, uygulanacak hükümleri ve görevli mahkemeyi belirler. Aynı olay farklı kanunlara tabi olabilir. İş yerinde geçirilen bir trafik kazası hem iş kazası hem trafik kazası niteliği taşıyabilir. Bu durumda hangi yolun izleneceği ayrıca değerlendirilir. Aşağıdaki tablo zararın kaynağına göre tabloyu göstermektedir.
| Zararın Kaynağı | Uygulanan Hükümler | Görevli Mahkeme | Ayrıntılı İçerik |
|---|---|---|---|
| Trafik kazası | Türk Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu | Asliye hukuk mahkemesi; sigortacıya yönelen talepte asliye ticaret mahkemesi gündeme gelebilir | Trafik kazası tazminatı içeriğimiz |
| İş kazası | Türk Borçlar Kanunu, İş Kanunu ve sosyal güvenlik mevzuatı | İş mahkemesi | İş kazası tazminatı içeriğimiz |
| Hatalı tıbbi uygulama | Türk Borçlar Kanunu; kamu hastanelerinde idari yargı kuralları | Asliye hukuk mahkemesi veya idare mahkemesi | Ayrı içerik bulunmamaktadır |
| Sözleşmeye aykırılık | Türk Borçlar Kanunu genel hükümleri ve sözleşme türüne özgü hükümler | Asliye hukuk; ticari nitelikte ise asliye ticaret mahkemesi | Ayrı içerik bulunmamaktadır |
| Haksız fiil | Türk Borçlar Kanunu 49 ve devamı maddeleri | Asliye hukuk mahkemesi | Bu sayfada ele alınmaktadır |
| Kişilik haklarına saldırı | Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu 58. madde | Asliye hukuk mahkemesi | Ayrı içerik bulunmamaktadır |
Tablodaki her satır kendi kurallarına sahiptir. Bu sayfa hepsinin ortak omurgasını anlatır. Sorumluluğun kaynağı, zarar kalemleri, kusur, dava türü seçimi, ispat ve zamanaşımı bu omurgayı oluşturur. Bu konular hangi zarar türünde olursanız olun karşınıza çıkar. Buna karşılık her zarar türünün kendine özgü hesaplama yöntemi ve prosedürü vardır. Örneğin iş göremezlik hesabı ve sigorta başvuru süreci ayrı konulardır. Bu ayrıntılar için ilgili içeriklerimize bakmanız daha yararlı olur. Bir tazminat davası hazırlanırken bu iki katman birlikte kullanılır.
Ayrımın pratik önemi büyüktür. Yanlış mahkemede açılan dava görevsizlik kararıyla sonuçlanır ve aylarca zaman kaybedilir. Yanlış hükümlere dayanılması ise talebin eksik kalmasına yol açar. Bazı yollarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Bazılarında ise böyle bir şart aranmaz. Bu nedenle sürecin başında yapılacak değerlendirme, sonradan yapılacak düzeltmelerden daha ekonomiktir. Bir tazminat hukuku avukatı bu ayrımı ilk aşamada yapar ve izlenecek yolu buna göre belirler. Aşağıdaki başlıklar bu ortak omurgayı sırayla ele almaktadır. Hangi zarardan doğarsa doğsun maddi ve manevi tazminat talepleri bu omurga üzerinde şekillenir.
Tazminat Sorumluluğunun Kaynakları
Sorumluluk iki temel kaynaktan doğar. Birincisi haksız fiil, ikincisi sözleşmeye aykırılıktır. Bu ayrım teknik görünse de sonucu doğrudan belirler. Zamanaşımı süreleri iki halde farklıdır. İspat yükünün kimde olduğu da değişir. Talep edilebilecek kalemler bakımından da farklılıklar bulunur. Kanun metnine Türk Borçlar Kanunu metni üzerinden ulaşabilirsiniz.
Aynı olay her iki sorumluluğu birden doğurabilir. Bir hastanede yapılan hatalı uygulama buna örnektir. Hasta ile hastane arasında sözleşme ilişkisi vardır. Aynı zamanda hukuka aykırı bir fiil de bulunmaktadır. Böyle hallerde zarar görenin seçim hakkı bulunduğu kabul edilir. Hangi temele dayanılacağı süre ve ispat bakımından sonucu değiştirdiği için stratejik bir karardır. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanmadan önce iki yol da değerlendirilmelidir. Seçim yapıldıktan sonra dayanağın değiştirilmesi her aşamada mümkün olmayabilir.
Haksız Fiilden Doğan Sorumluluk
Haksız fiil, taraflar arasında önceden bir sözleşme bulunmaksızın zarar verilmesidir. Trafik kazaları bunun en yaygın örneğidir. Bedensel zararların büyük bölümü de bu kapsamda değerlendirilir. Kavga, hakaret ve mala zarar verme gibi olaylar da buraya girer. Kişilik haklarına yönelen saldırılar da haksız fiil hükümlerine tabidir. Sorumluluk için kural olarak kusur aranır. Yani zarar verenin kasıtlı veya ihmali bir davranışı bulunmalıdır.
İspat yükü kural olarak zarar görendedir. Zararı, fiili, kusuru ve aralarındaki bağı ispat etmesi gereken taraf davacıdır. Bu, haksız fiil sorumluluğunun en zorlayıcı yönüdür. Kanun bazı hallerde bu yükü hafifletmiştir ve bunlar kusursuz sorumluluk halleridir. Zamanaşımı bakımından da haksız fiil, sözleşmeye göre daha kısa sürelere tabidir. Süreye ilişkin ayrıntılar ilerideki başlıkta ele alınmıştır. Fiilin birden fazla kişi tarafından işlendiği hallerde sorumluluk ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle haksız fiil dosyalarında zaman baskısı daha belirgindir. Bu dosyalarda maddi ve manevi tazminat talepleri çoğu zaman birlikte ileri sürülür.
Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Sorumluluk
Taraflar arasında bir sözleşme varsa durum değişir. Borcunu hiç veya gereği gibi yerine getirmeyen taraf sorumlu olur. Bir inşaat sözleşmesinin ayıplı ifası buna örnektir. Taşıma sözleşmesinde yükün zarar görmesi de aynı kapsamdadır. Burada zarar gören, sözleşmenin varlığını ve borcun yerine getirilmediğini göstermekle işe başlar. Talep, sözleşmenin ihlalinden doğan zararı karşılar. Sözleşmede kararlaştırılmış bir ceza koşulu varsa bu bedel ayrıca istenebilir.
En önemli fark ispat yükündedir. Sözleşmeye aykırılıkta borçlu, kusuru bulunmadığını ispat yükü altındadır. Yani ispat yükü yer değiştirir ve zarar görenin lehine döner. Bu, uygulamada doğrudan avantaj sağlayan bir kuraldır. Zamanaşımı da farklıdır ve sözleşmeden doğan alacaklarda kural olarak daha uzun bir süre işler. Bu iki fark, aynı olayda seçim hakkı bulunduğunda tercihi belirler. Bu nedenle sözleşme ilişkisinin varlığı baştan araştırılmalıdır. Yazılı bir sözleşme bulunmasa da tarafların iradesi ve fiili uygulama ilişkiyi ortaya koyabilir.
Haksız Fiilin Şartları
Haksız fiil sorumluluğu için dört şart birlikte aranır. Bu şartlar kanunda ve yerleşik uygulamada belirlenmiştir. Şartlardan birinin eksikliği talebi sonuçsuz bırakır. Bu nedenle dava açılmadan önce her biri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Uygulamada en çok tartışılan unsur illiyet bağıdır. Zarar unsuru ise hem malvarlığındaki azalmayı hem kişilik değerlerindeki ihlali kapsayacak biçimde geniş değerlendirilir. Aşağıda aranan şartlar yer almaktadır.
- Hukuka aykırı fiil. Hukuk düzeninin koruduğu bir değerin ihlal edilmesidir.
- Kusur. Zarar verenin kastı veya ihmali bulunmalıdır.
- Zarar. Malvarlığında azalma veya kişilik değerlerinde ihlal meydana gelmelidir.
- İlliyet bağı. Fiil ile zarar arasında uygun bir neden sonuç ilişkisi bulunmalıdır.
Kusur iki biçimde gerçekleşir. Kast, sonucu bilerek ve isteyerek hareket etmektir. İhmal ise gerekli özenin gösterilmemesidir. Uygulamada dosyaların çoğu ihmal üzerinden yürür. Ağır ihmal ile hafif ihmal ayrımı da takdirde etkili olabilir. Kusurun derecesi tazminatın belirlenmesinde dikkate alınır. Bununla birlikte kusurun ispat edilememesi her zaman yolun kapandığı anlamına gelmez. Kanun, kusur aranmaksızın sorumluluk doğuran haller de öngörmüştür. Bunlar bir sonraki başlıkta ele alınmıştır. Kusurun ağırlığı ayrıca manevi tazminat takdirinde de dikkate alınır.
Kusursuz Sorumluluk Halleri
Bazı hallerde kusur ispat edilmese dahi sorumluluk doğar. Bu haller kanunda ayrıca düzenlenmiştir. Amaç, belirli riskleri yaratan veya belirli alanlara hakim olan kişilere sorumluluk yüklemektir. Bu düzenlemeler zarar gören için doğrudan sonuç doğurur. Kusuru ispat edemeyeceğini düşünerek vazgeçen kişi, aslında dayanabileceği bir hükmü gözden kaçırıyor olabilir. Aşağıda başlıca haller ele alınmıştır. Bu hallerde açılan tazminat davası, kusur tartışmasından bağımsız yürür.
Adam çalıştıranın sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde düzenlenmiştir. Çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zarardan işveren sorumlu olur. Hayvan bulunduranın sorumluluğu 67. maddede yer alır ve hayvanın verdiği zararı kapsar. Yapı malikinin sorumluluğu 69. maddede düzenlenmiştir. Bina veya diğer yapı eserinin yapımındaki bozukluktan ya da bakımındaki eksiklikten doğan zarardan malik sorumludur. Tehlike sorumluluğu ise 71. maddede yer alır ve önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden doğan zararı kapsar.
Bu hallerde ispat yükü belirgin biçimde hafifler. Zarar görenin kusuru ispat etmesi gerekmez. Zararı, olayı ve aradaki bağı göstermesi yeterlidir. Bu, dosyanın ispat yükünü belirgin biçimde hafifleten bir sonuçtur. Buna karşılık sorumluluk sınırsız değildir. Adam çalıştıran ve hayvan bulunduran bakımından kanun kurtuluş kanıtı getirme imkanı tanımıştır. Gerekli özenin gösterildiği ispat edilirse sorumluluk doğmayabilir. Yapı malikinin sorumluluğunda ise böyle bir imkan öngörülmemiştir. Her hâlde illiyet bağının varlığı aranır ve bu bağın kesilmesi sonucu değiştirir. Kusursuz sorumlulukta da maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir.
İlliyet Bağı ve Kesilmesi
İlliyet bağı, fiil ile zarar arasındaki neden sonuç ilişkisidir. Hukuk her bağı yeterli görmez. Aranan, uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet, olayların olağan akışına göre o fiilin bu tür bir zararı doğurmaya elverişli olmasıdır. Beklenmedik ve olağandışı gelişmeler bu kapsamda değerlendirilmez. Bu ölçüt, sorumluluğun sınırsız biçimde genişlemesini engeller. Uygunluk değerlendirmesi somut olayın koşullarına göre yapılır ve teknik bilirkişi görüşü alınabilir. Zararın zincirleme biçimde büyüdüğü hallerde bağın nerede koptuğu ayrıca tartışılır.
İlliyet bağı bazı hallerde kesilir. Mücbir sebep bunların başında gelir ve öngörülemeyen, kaçınılamayan dış olayları ifade eder. Zarar görenin ağır kusuru da bağı kesebilir. Üçüncü kişinin ağır kusuru aynı sonucu doğurabilir. Bağın kesilmesi halinde sorumluluk tamamen ortadan kalkar. Buna karşılık bağ kesilmeyip yalnızca katkı bulunuyorsa sonuç farklıdır. Bu halde sorumluluk devam eder, ancak tazminattan indirim yapılır. İki durum uygulamada sık karıştırılır ve sonuçları tamamen farklıdır. Bu ayrım bilirkişi raporunda açıkça tartışılmalı, aksi halde rapora itiraz edilmelidir.
Maddi Tazminat Kalemleri
Maddi zarar, somut biçimde ispatlanması gereken bir zarardır. Her kalem belgeye dayandırılmalıdır. Fatura, ödeme belgesi, hastane kaydı ve bordro bu amaçla kullanılır. Belgelenemeyen kalem mahkemece hesaba katılmayabilir. Bu nedenle giderlerin baştan itibaren kayıt altına alınması önemlidir. Sosyal güvenlik kurumunca karşılanan giderlerin ayrıca gösterilmesi de mükerrer talebi önler. Aşağıdaki tablo talep edilebilecek başlıca kalemleri göstermektedir.
| Kalem | Kapsamı | Kimler Talep Edebilir |
|---|---|---|
| Tedavi giderleri | Hastane, ilaç, ameliyat, protez ve rehabilitasyon giderleri | Bedensel zarara uğrayan kişi; gideri karşılayan yakınları |
| Kazanç kaybı | İyileşme süresince çalışılamayan dönemin gelir kaybı | Bedensel zarara uğrayan kişi |
| Çalışma gücü kaybından doğan zarar | Çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar | Bedensel zarara uğrayan kişi |
| Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar | Çalışma gücü azalmasa dahi mesleki ilerleme ve iş bulma imkanının zayıflaması | Bedensel zarara uğrayan kişi |
| Bakıcı gideri | Bakıma muhtaç kalınan dönemde bakım hizmeti için katlanılan gider | Bakıma muhtaç hale gelen kişi |
| Eşya zararı | Araç, eşya ve diğer malvarlığı unsurlarında meydana gelen hasar | Zarar gören malın maliki |
| Cenaze giderleri | Ölüm halinde katlanılan defin ve ilgili giderler | Gideri karşılayan kişiler |
Bu kalemler bir arada talep edilebilir. Bir bedensel zarar dosyasında tedavi gideri, kazanç kaybı ve bakıcı gideri birlikte istenebilir. Ölüm halinde ise cenaze giderleri ve destekten yoksun kalma tazminatı gündeme gelir. Ölümden önce tedavi görülmüşse bu dönemin giderleri de istenebilir. Kalemlerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir, çünkü her biri farklı biçimde hesaplanır. Hesaplama çoğu dosyada bilirkişi incelemesiyle yapılır. Bu sayfada hiçbir tutar örneği verilmemiştir, çünkü tutar dosyanın verilerine göre belirlenir. Maddi ve manevi tazminat kalemleri dava dilekçesinde ayrı ayrı gösterilir.
Uygulamada bazı kalemler gözden kaçırılmaktadır. Bakıcı gideri bunların başında gelir ve birçok dosyada hiç talep edilmemektedir. Yargıtay, bakıma muhtaç kalınan dönem için bakıcı giderine hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar da benzer biçimde atlanmaktadır. Bu kalem, çalışma gücünde ölçülebilir bir kayıp bulunmasa dahi gündeme gelebilir. Aşağıdaki karar bu yaklaşımı yansıtmaktadır.
“Dava dilekçesinde, davacının geçici iş göremezlik dönemi içerisinde bakıma muhtaçlığından söz edilip bakıcı gideri talep edilmiştir. Oysa, davacının ATK raporu ile belirlenen […] süre zarfında bakıma muhtaç olduğu ve bakıcı gideri ödemek zorunda kalacağının kabulü gerekir.”
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/18351, K. 2022/15412, T. 24.11.2022
Manevi Tazminat Nasıl Belirlenir?
Manevi tazminat formülle hesaplanmaz. Tutar hakim tarafından takdir edilir. Bu takdir keyfi değildir ve belirli ölçütlere dayanır. Tarafların ekonomik ve sosyal durumu dikkate alınır. Olayın ağırlığı ve meydana geliş biçimi değerlendirilir. Kusurun derecesi de hesaba katılır. Zarar görenin duyduğu elem ve üzüntünün yoğunluğu ayrıca gözetilir.

Yerleşik yaklaşım şudur: manevi tazminat bir zenginleşme aracı değildir. Amaç, duyulan acıyı bir ölçüde hafifletmektir. Bu nedenle takdir edilen tutarlar dosyadan dosyaya farklılık gösterir. Emsal kararlar yol gösterici olsa da her dosyanın koşulları ayrıca değerlendirilir. Bedensel zarar hallerinde yalnızca zarar gören değil, yakınları da talepte bulunabilir. Ağır bedensel zararlarda yakınların talebi kabul edilebilmektedir. İnternette dolaşan hesaplama araçları ise gerçeği yansıtmaz. Bu araçlar takdir yetkisini modelleyemez ve yanlış beklenti yaratır. Manevi tazminat talebinin dava dilekçesinde ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
Bir kişinin ölümü halinde, desteğinden yoksun kalanlar tazminat talep edebilir. Bu talep, ölenin malvarlığından değil kendi zararlarından doğar. En sık yanılgıya düşülen nokta burasıdır. Destek kavramı mirasçılıktan bağımsız değerlendirilir. Mirasçı olmayan bir kişi de destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Buna karşılık her mirasçı bu talebi ileri süremez. Miras payı almak, destek görüldüğünü tek başına ispatlamaz.
Belirleyici olan, fiilen destek görülüp görülmediğidir. Düzenli olarak yardım gören bir yakın bu kapsamda değerlendirilebilir. Desteğin para yardımı biçiminde olması da şart değildir. Ev işlerine katkı gibi hizmet biçimindeki destekler de dikkate alınabilir. Hesap, destek süresi ve destek payı üzerinden yapılır. Destek süresinde yaşam tablosu esas alınır, destek payında ise aile içindeki paylaşım gözetilir. Ayrıntılı hesaplama yöntemi bu sayfanın kapsamı dışındadır ve ilgili içeriklerimizde ele alınmaktadır. Ölüm hallerinde açılan tazminat davasında yakınların manevi tazminat talebi de gündeme gelir.
Kusur Oranı ve İndirim Sebepleri
Kullanıcıların en çok kaygı duyduğu konu kendi kusurudur. Baştan belirtmek gerekir: kendi kusurunuz talebinizi tamamen ortadan kaldırmaz. Zarar görenin kusuru bir indirim sebebidir. Buna müterafik kusur denir ve zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına katkısını ifade eder. Emniyet kemeri takmamak veya kask kullanmamak tipik örneklerdir. Bu hallerde talep reddedilmez, tazminat oran ölçüsünde azaltılır.
Kanun hakime ayrıca indirim yetkisi tanımıştır. Tazminat yükümlüsünün zorunluluk hâlinde bulunması gibi haller bu kapsamda değerlendirilir. Hakkaniyet gerektiriyorsa hakim tazminatı indirebilir. Zarar görenin zararı azaltma yükümlülüğü de vardır. Tedaviye başlamamak veya durumu ağırlaştıracak davranışlarda bulunmak indirim sebebi olabilir. Bu kurallar, ödenecek tutarın gerçek zararla sınırlı kalmasını sağlar. İndirim oranı maddi ve manevi tazminat bakımından farklı değerlendirilebilir.
Kusur oranı mahkemece bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Trafik dosyalarında teknik bilirkişi, iş kaynaklı dosyalarda iş güvenliği uzmanı görevlendirilir. Rapor bağlayıcı değildir ve mahkeme raporu serbestçe değerlendirir. Tarafların rapora itiraz etme hakkı bulunur. İtiraz üzerine ek rapor alınması veya yeni bir heyet görevlendirilmesi mümkündür. Kusur oranı doğrudan tutarı etkilediği için rapor aşaması dosyanın en kritik bölümlerindendir. Bu nedenle raporun teknik ve hukuki yönden incelenmesi gerekir. İtiraz süresi kaçırıldığında rapor hükme esas alınabilir.
Birden Fazla Sorumlu Varsa Ne Olur?
Bir zarara birden fazla kişi sebebiyet verebilir. Böyle hallerde müteselsil sorumluluk doğar. Müteselsil sorumluluk, sorumluların her birinin zararın tamamından sorumlu olması demektir. Zarar gören, dilediği sorumluya başvurup zararın tamamını isteyebilir. Sorumluların hepsine karşı tek dava da açabilir. Bu kural zarar göreni korumak için öngörülmüştür.
Bunun pratik değeri büyüktür. Sorumlulardan biri ödeme gücüne sahip değilse diğerine yönelmek mümkündür. Sigorta teminatı bulunan tarafa başvurmak da bu kapsamda değerlendirilir. Ödemeyi yapan sorumlu ise diğerlerine rücu edebilir. Rücu, ödediği tutarın onların payına düşen kısmını geri istemesidir. İç ilişkide paylar kusur oranlarına ve olayın koşullarına göre belirlenir. Kusur oranları dış ilişkide zarar görene karşı ileri sürülemez ve yalnızca bu iç ilişkide sonuç doğurur. Bu nedenle tazminat davası açılırken davalı seçimi tahsil imkanı gözetilerek yapılır.
Belirsiz Alacak Davası mı, Kısmi Dava mı?
Talep edilecek miktar açılış aşamasında çoğu zaman belirlenemez. Bedensel zararlarda maluliyet oranı henüz bilinmez. Bu belirsizlik dava türü seçimini gündeme getirir. Kanun iki imkan tanımıştır. Belirsiz alacak davası, alacağın miktarının tam olarak belirlenemediği hallerde açılır. Kısmi dava ise alacağın bir bölümünün istenmesidir. Seçim, dosyanın kaderini belirleyebilir. Bu tercih, açılacak tazminat davasının hem harcını hem süre riskini etkiler.
| Karşılaştırma Ölçütü | Belirsiz Alacak Davası | Kısmi Dava |
|---|---|---|
| Hangi hallerde açılabilir | Alacağın miktarı dava açıldığı anda tam olarak belirlenemiyorsa | Alacağın miktarı belirli olsa da yalnızca bir bölümü isteniyorsa |
| Harç | Başlangıçta gösterilen tutar üzerinden ödenir, artırım aşamasında tamamlanır | Talep edilen kısım üzerinden ödenir |
| Zamanaşımının kesilmesi | Alacağın tamamı bakımından kesilir | Kural olarak yalnızca dava edilen kısım bakımından kesilir |
| Faiz başlangıcı | Artırılan kısımda da başlangıç bakımından dava tarihi tartışılır | Artırılan kısım bakımından ayrıca değerlendirilir |
| Talebin artırılması | Miktar belirlendiğinde talep artırım dilekçesiyle yapılır | Kural olarak ıslah yoluyla yapılır |
Tablodaki en kritik satır zamanaşımıdır. Belirsiz alacak davasında zamanaşımı alacağın tamamı bakımından kesilir. Kısmi davada ise kesilme kural olarak dava edilen kısımla sınırlı kalır. Bunun sonucu şudur: kısmi dava açıp yıllar sonra talebini artıran davacı, artırılan kısım bakımından zamanaşımı savunmasıyla karşılaşabilir. Bu, esasa girilmeden hak kaybı doğurabilecek bir sonuçtur. Faiz başlangıcı bakımından da iki yol arasında fark doğabilir.
Buna karşılık belirsiz alacak davası her dosyada açılamaz. Alacağın gerçekten belirlenemez olması aranır. Davacının bilgi sahibi olduğu ve hesaplayabileceği alacaklarda bu yol kapalı olabilir. Yanlış tür seçimi davanın usulden reddine yol açabilir. Mahkemenin bu değerlendirmeyi kendiliğinden yapması da mümkündür. Bu nedenle seçim dosyanın verilerine göre yapılmalıdır. Erken hukuki değerlendirme bu noktada doğrudan sonuç doğurur. Karar dava açılmadan önce verilmelidir, çünkü sonradan düzeltilmesi her zaman mümkün olmaz. Maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından farklı tür seçilmesi de mümkündür.
Islah ve Talebin Artırılması
Bilirkişi raporu geldiğinde zarar netleşir. Başlangıçta istenen tutar çoğu zaman yetersiz kalır. Kanun bu durumda talebin artırılmasına imkan tanır. Kısmi davada bu, ıslah yoluyla yapılır. Islah, taraflardan birinin yaptığı usul işlemini düzeltmesidir. Tahkikat bitinceye kadar yapılabilir ve bir davada kural olarak bir kez başvurulabilir.
Belirsiz alacak davasında usul farklıdır. Burada talep, ıslah yoluyla değil talep artırım dilekçesiyle artırılır. Islahta ise önemli bir sorun gündeme gelir. Karşı taraf, ıslahla artırılan kısım bakımından zamanaşımı def’ini ileri sürebilir. Bu savunma kabul edilirse artırılan bölüm reddedilebilir. Uygulamada sık karşılaşılan bu sonuç, dava türü seçiminin neden önemli olduğunu gösterir. Bu nedenle ıslah aşaması, süre hesabıyla birlikte planlanmalıdır. Islah dilekçesi verilirken harcın da tamamlanması gerekir.
Tazminat Taleplerinde Zamanaşımı
Zamanaşımı bu alanın en belirleyici konusudur. Tek bir süre yoktur ve sorumluluğun kaynağına göre değişir. Haksız fiilde iki süre birlikte işler. Bu iki süreden hangisi önce dolarsa dava hakkı düşer. Fiilin suç oluşturması halinde ise durum değişebilir. Yargıtay kararlarına Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden ulaşabilirsiniz.
| Talep Türü | Zamanaşımı Süresi | Başlangıç Anı |
|---|---|---|
| Haksız fiilden doğan talepler | İki yıl | Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarih |
| Haksız fiilden doğan talepler (üst sınır) | On yıl | Fiilin işlendiği tarih |
| Sözleşmeye aykırılıktan doğan talepler | Kural olarak on yıl; kanunda özel süre öngörülen hallerde daha kısa | Alacağın muaccel olduğu tarih |
| Fiilin suç oluşturduğu haller | Ceza kanunlarındaki daha uzun dava zamanaşımı süresi | Ceza mevzuatındaki kurallara göre belirlenir |
Haksız fiilde iki yıllık süre öğrenme anından başlar. On yıllık süre ise fiilin işlendiği tarihten itibaren işler. İkisi birlikte yürür ve hangisi önce dolarsa hak düşer. Bu nedenle olayı geç öğrenmek her zaman süre kazandırmaz. Sözleşmeye aykırılıkta ise kural olarak daha uzun bir süre uygulanır. Bu fark, aynı olayda seçim hakkı bulunduğunda belirleyici olabilir.
Üçüncü satır en çok gözden kaçan bilgidir. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu daha uzun süre uygulanır. Trafik kazaları ve iş kazaları çoğu zaman taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçunu oluşturur. Bu hallerde iki yıllık süre dolmuş olsa bile yol kapanmamış olabilir. Ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması da aranmaz. Süre geçtiğini düşünerek vazgeçmeden önce bu değerlendirmenin yapılması gerekir. Uzamış sürenin uygulanıp uygulanmayacağı, tazminat davası açılmadan önce netleştirilmelidir.
“Ancak, haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylem ise ve Ceza Kanununda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüşse haksız fiil sorumluluğunda bu (uzamış) ceza zamanaşımı süreleri uygulanır.”
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/16641, K. 2017/2607, T. 08.05.2017
Arabuluculuk ve Sulh İmkanı
Arabuluculuk her uyuşmazlıkta dava şartı değildir. Haksız fiilden doğan talepler kural olarak bu kapsamda yer almaz. Buna karşılık bazı uyuşmazlık türlerinde durum farklıdır. Ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerinde arabuluculuk dava şartıdır. Tüketici uyuşmazlıklarında ve iş sözleşmesine dayanan işçi ile işveren alacaklarında da dava şartı öngörülmüştür. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ise bu kapsam dışındadır. Süreç hakkında bilgi için Arabuluculuk Daire Başkanlığı sayfasına bakabilirsiniz.
Dava şartı olmadığı hallerde de tarafların anlaşması mümkündür. Sulh yoluyla çözüm süre ve masraf bakımından avantaj sağlar. Yargılama yıllar sürebilirken anlaşma kısa sürede sonuç verir. Bununla birlikte erken yapılan anlaşmalar risk taşır. Zarar tam olarak belirlenmeden imzalanan bir ibraname sonradan hak kaybı doğurabilir. Bedensel zararlarda tedavi sürmekte ve maluliyet henüz kesinleşmemiş olabilir. Bu nedenle ibraname imzalanmadan önce zararın tespit edilmesi gerekir. Sigorta şirketiyle yapılan ödeme görüşmelerinde de aynı dikkat gösterilmelidir. Anlaşma sağlanamazsa tazminat davası yolu açık kalır.
İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller
İspat yükü kural olarak zarar görendedir. Zararı, olayı, kusuru ve illiyet bağını gösteren taraf davacıdır. Bu kural iki halde değişir. Kusursuz sorumluluk hallerinde kusurun ispatı aranmaz. Sözleşmeye aykırılıkta ise borçlu kusursuzluğunu ispat yükü altındadır. Bu nedenle dosyanın hangi temele oturduğu, kimin ne ispat edeceğini belirler. Aşağıda uygulamada en çok kullanılan deliller yer almaktadır.
- Kaza tespit tutanağı. Olayın oluş biçimini ve tarafları gösterir.
- Hastane kayıtları ve epikriz raporları. Yaralanmanın niteliğini ve tedavi sürecini belgeler.
- Bilirkişi raporları. Kusur oranını ve zarar hesabını ortaya koyar.
- Fatura ve ödeme belgeleri. Katlanılan giderleri kanıtlar.
- Tanık beyanları. Olayı gören kişilerin anlatımını dosyaya taşır.
- Kamera kayıtları. Olayın görüntülü kaydını sağlar.
- Yazışmalar ve sözleşmeler. Taraflar arasındaki ilişkiyi ve taahhütleri gösterir.
Delillerin ortak sorunu zamanla kaybolmalarıdır. Kamera kayıtları çoğu sistemde kısa sürede üzerine yazılır. Tanıkların hatırladıkları zayıflar ve iletişim bilgileri değişir. Olay yerindeki izler kısa sürede ortadan kalkar. Bu nedenle delil toplama işi ilk günlerde yapılmalıdır. Kaybolma tehlikesi bulunan deliller için mahkemeden delil tespiti istenebilir. Bu talep dava açılmadan önce de yapılabilir ve delilin resmi biçimde kayda geçmesini sağlar. Maddi ve manevi tazminat talepleri farklı delillerle ispatlandığı için toplama işi buna göre planlanmalıdır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme uyuşmazlığın kaynağına göre değişir. Kural olarak asliye hukuk mahkemesi görevlidir. İş kaynaklı uyuşmazlıklarda ise iş mahkemesi görev yapar. Ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemesi devreye girer. Görev kuralları kamu düzenindendir ve taraflarca değiştirilemez. Yanlış mahkemede açılan dava görevsizlik kararıyla sonuçlanır ve aylarca zaman kaybedilir.
Yetki bakımından zarar görene seçim imkanı tanınmıştır. Davalının yerleşim yeri mahkemesi genel yetkili mahkemedir. Haksız fiilden doğan davalarda ayrıca fiilin işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Zararın meydana geldiği yer ile zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de gündeme gelebilir. Bursa özelinde somutlaştırmak gerekirse, olay Bursa’da gerçekleşmişse davanın Bursa mahkemelerinde açılması mümkündür. Karşı taraf başka bir ilde yerleşikse dava orada da açılabilir. Seçim, delillerin bulunduğu yer ve keşif ihtiyacı gözetilerek yapılır. Yetki itirazı süresinde ileri sürülmezse dava açıldığı mahkemede görülmeye devam eder.
Hakkında Tazminat Davası Açılan Taraf Ne Yapabilir?
Bu sayfaya yalnızca zarar görenler gelmez. Hakkında talep yöneltilen kişi de aynı soruları sorar. Dava açılmış olması sorumluluğun sabit olduğu anlamına gelmez. Talebin dayanağı ve kapsamı ayrıca incelenir. İlk yapılması gereken, cevap dilekçesi süresini kaçırmamaktır. Bu süre içinde ileri sürülmeyen bazı savunmalar sonradan dinlenmez. Süre kaçırıldığında dosya, savunma yapılmamış gibi ilerleyebilir.
Kanun çeşitli savunma imkanları tanır. Zamanaşımı def’i bunların başında gelir ve mahkeme bunu kendiliğinden dikkate almaz. Bu nedenle def’in ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir; sonradan ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir. İlliyet bağının bulunmadığı da savunma olarak öne sürülebilir. Zarar görenin kendi kusuru indirim sebebi olarak gösterilebilir. Kusursuz sorumluluk hallerinde kurtuluş kanıtı getirilmesi mümkün olabilir. Talep edilen tutarın gerçek zararı aştığı da tartışılabilir. Sigorta teminatı varsa sigortacıya ihbar yükümlülüğü zamanında yerine getirilmelidir. Açılan tazminat davası sigorta teminatı kapsamındaysa savunma bu çerçevede kurulur.
Bursa’da Sunduğumuz Tazminat Hukuku Desteği
Can Çiftçi Hukuk Bürosu olarak bu dosyalarda hukuki destek veriyoruz. Zararın tespiti ve talep edilebilecek kalemlerin belirlenmesi bu kapsamdadır. Delil toplama ve gerektiğinde delil tespiti başvurusu da yürütülmektedir. Karşı tarafla ve sigorta şirketleriyle yapılan müzakerelerde vekillik yapılmaktadır. Dava aşamasında dosya takibi ve bilirkişi raporlarına itiraz da hizmet kapsamındadır. Nilüfer’deki ofisimizden Bursa ve çevresinde çalışıyoruz. Maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından dosya baştan sona takip edilmektedir.
Hizmetimiz tek taraflı değildir. Zarar gören kadar, hakkında talep yöneltilen tarafa da vekillik yapıyoruz. Bu denge sayfadaki anlatımda da korunmuştur. Her dosyanın kendi koşulları vardır ve sonuç peşinen bilinemez. Ödenecek tutar kusur oranına ve belgelenebilen zarara göre belirlenir. Bir tazminat hukuku avukatı ile yapılacak ilk görüşme, hangi sürelerin işlediğini ve hangi yolun açık olduğunu netleştirir. Bir tazminat davası açılması gerekip gerekmediği de bu görüşmede değerlendirilir. Diğer çalışma alanlarımız için Bursa avukat sayfamıza bakabilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Tazminat davası açmak için ne kadar sürem var?
Tazminat davası açma süresi tek bir süreden ibaret değildir ve sorumluluğun kaynağına göre değişir. Haksız fiilden doğan taleplerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiğiniz tarihten itibaren iki yıl, her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık süre işler. Sözleşmeye aykırılıktan doğan taleplerde kural olarak daha uzun bir süre uygulanır. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza kanunlarındaki daha uzun zamanaşımı uygulanabilir.
Olayın üzerinden yıllar geçti, hâlâ dava açabilir miyim?
Olayın üzerinden yıllar geçmiş olması dava hakkınızın kesin olarak düştüğü anlamına gelmez. Haksız fiilde iki yıllık ve on yıllık süreler birlikte işler, hangisi önce dolarsa hak düşer. Ancak fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa bu daha uzun süre uygulanır. Trafik ve iş kazaları çoğu zaman taksirle yaralama veya öldürme suçunu oluşturur. Bu değerlendirme yapılmadan vazgeçilmemelidir.
Ne kadar tazminat alabilirim?
Alabileceğiniz tutar önceden söylenemez, çünkü tutar dosyanın verilerine göre belirlenir. Maddi zararda tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması ve bakıcı gideri gibi kalemler belgelerle hesaplanır. Kusur oranınız varsa bu oranda indirim yapılır. Manevi zarar ise formülle değil hakim takdiriyle belirlenir. Hesaplama çoğu dosyada bilirkişi incelemesiyle yapılır.
Ben de kusurluysam tazminat alabilir miyim?
Evet, siz de kusurlu olsanız talepte bulunabilirsiniz; kendi kusurunuz talebi ortadan kaldırmaz, yalnızca indirim sebebi oluşturur. Buna müterafik kusur denir ve zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına katkısını ifade eder. Emniyet kemeri takmamak bu duruma örnek gösterilebilir. Kusur oranı bilirkişi incelemesiyle belirlenir ve ödenecek tutar bu oranda azaltılır. Kusurunuz illiyet bağını kesecek ağırlıkta ise sonuç değişebilir.
Karşı tarafın kusurunu ispatlayamazsam ne olur?
Karşı tarafın kusurunu ispatlayamamanız her dosyada talebin reddedilmesi sonucunu doğurmaz, çünkü kanun kusursuz sorumluluk halleri öngörmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde adam çalıştıranın, 67. maddesinde hayvan bulunduranın, 69. maddesinde yapı malikinin ve 71. maddesinde tehlike sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu hallerde kusurun ispatı aranmaz. Sözleşmeye aykırılıkta ise borçlu kusursuzluğunu ispat yükü altındadır. Her hâlde illiyet bağının varlığı aranır.
Manevi tazminat nasıl belirlenir?
Manevi tazminat formülle hesaplanmaz, hakim tarafından takdir edilir. Takdirde tarafların ekonomik ve sosyal durumu, olayın ağırlığı, kusurun derecesi ve zarar görenin duyduğu elem birlikte değerlendirilir. Yerleşik yaklaşım, bu tazminatın zenginleşme aracı olmadığı yönündedir. Ağır bedensel zararlarda zarar görenin yakınları da talepte bulunabilir. İnternetteki hesaplama araçları takdir yetkisini modelleyemediği için gerçeği yansıtmaz.
Sorumlu birden fazlaysa kime dava açmalıyım?
Sorumlu birden fazlaysa dilediğiniz sorumluya başvurabilirsiniz, çünkü Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesi uyarınca müteselsil sorumluluk doğar. Bu, sorumluların her birinin zararın tamamından sorumlu olması demektir. Zararın tamamını tek bir sorumludan isteyebileceğiniz gibi hepsine karşı tek dava da açabilirsiniz. Ödemeyi yapan sorumlu, diğerlerine kendi payları oranında rücu eder. Kusur oranları size karşı değil, sorumluların kendi aralarındaki iç ilişkide sonuç doğurur.
Sigorta ödemesi aldım, ayrıca dava açabilir miyim?
Sigorta ödemesi almanız fazlaya ilişkin haklarınızı her zaman sona erdirmez; belirleyici olan imzaladığınız belgenin içeriğidir. Ödeme zararınızın tamamını karşılamıyorsa bakiye için dava açılması gündeme gelebilir. Ancak zararın tamamını kapsayan bir ibraname imzalanmışsa sonradan talepte bulunmak güçleşir. Bu nedenle ibraname imzalanmadan önce zararın tespit edilmiş olması gerekir. Tedavi sürerken yapılan erken anlaşmalar hak kaybı riski taşır.
Hakkımda tazminat davası açıldı, ne yapmalıyım?
Hakkınızda dava açıldıysa ilk yapmanız gereken cevap dilekçesi süresini kaçırmamaktır. Zamanaşımı def’i mahkemece kendiliğinden dikkate alınmaz ve ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; sonradan ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir. İlliyet bağının bulunmadığı, zarar görenin kusuru ve talep edilen tutarın gerçek zararı aştığı ileri sürülebilecek savunmalar arasındadır. Kusursuz sorumluluk hallerinde kurtuluş kanıtı gündeme gelebilir. Sigorta teminatı varsa sigortacıya ihbar yükümlülüğü zamanında yerine getirilmelidir.
Tazminat davası ne kadar sürer?
Tazminat davasının süresi dosyanın kapsamına göre değişir ve kesin bir süre taahhüdü verilemez. Süreyi belirleyen başlıca unsurlar bilirkişi incelemesi, keşif ihtiyacı, taraf ve tanık sayısı ile maluliyet raporu beklenmesidir. Rapora itiraz edilmesi ve ek rapor alınması süreci uzatır. İstinaf ve temyiz aşamaları da toplam süreye eklenir. Arabuluculuk veya sulh yoluyla anlaşma sağlanan dosyalar ise belirgin biçimde kısa sürede sonuçlanır.
Bu alanda ilk soru, zararın nereden doğduğudur; çünkü uygulanacak hükümler, görevli mahkeme ve süreler bu ayrıma göre değişir. Sorumluluk kural olarak kusura dayanır, ancak kanun adam çalıştıran, hayvan bulunduran, yapı maliki ve tehlike arz eden işletmeler bakımından kusursuz sorumluluk halleri öngörmüştür. Bu hallerde kusuru ispat edemeyecek olmanız yolun kapandığı anlamına gelmez. Kendi kusurunuz da talebinizi ortadan kaldırmaz, yalnızca indirim yapılmasına yol açar. Zarar kalemleri belgeye dayandırılmak zorunda olduğu için giderlerin baştan kayıt altına alınması gerekir. Zamanaşımı tek bir süreden oluşmaz: haksız fiilde iki yıllık ve on yıllık süreler birlikte işler, fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanabilir. Dava türü seçimi de bu sürelerle doğrudan bağlantılıdır ve yanlış seçim hak kaybı doğurabilir. Deliller zamanla kaybolduğu için toplama işi ilk günlerde yapılmalıdır. Bu nedenle atılacak adımların sırası ve zamanlaması, adımın kendisi kadar önemlidir.
