Miras Hukuku

Bir yakınınızı kaybettikten sonra karşınıza çıkan hukuki tablo çoğu zaman beklediğinizden karmaşıktır. Miras hukuku, bir kişinin ölümüyle geride kalan malvarlığının kimlere ve hangi oranlarda geçeceğini düzenler. Bu alan yalnızca taşınmazların paylaşılmasından ibaret değildir. Mirasbırakanın borçları, sağlığında yaptığı devirler, varsa vasiyetnamesi ve mirasçılar arasındaki ilişkiler aynı anda gündeme gelir. Bu nedenle sürecin baştan doğru kurulması, sonradan yapılacak düzeltmelerden çok daha kolaydır. Bir miras avukatı bu noktada devreye girer ve tablonun tamamını görmenizi sağlar.
Miras hukukunda bazı işlemler süreye tabidir ve bu süreler kaçırıldığında geri dönüşü yoktur. Mirasın reddi bunların başında gelir. Tenkis davası, vasiyetnamenin iptali ve veraset vergisi beyanı da belirli süreler içinde yapılmalıdır. Bu sürelerin bir kısmı ölüm tarihinden, bir kısmı öğrenme tarihinden işlemeye başlar. Büromuz Bursa merkezli çalışmakta ve miras uyuşmazlıklarında hem dava hem danışmanlık desteği vermektedir. Bu sayfada miras hukuku sürecini, zümre sisteminden veraset vergisine kadar sırayla açıkladık.
Miras Avukatı Ne İş Yapar?
Miras avukatı, bir kişinin ölümüyle doğan hak ve yükümlülüklerin tespiti ve korunması için çalışan avukattır. Miras avukatı görev alanı yalnızca mahkeme salonuyla sınırlı değildir. Terekenin yani mirasbırakanın geride bıraktığı tüm malvarlığının tespiti çoğu dosyada ilk adımdır. Mirasçılık belgesinin alınması, banka ve tapu kayıtlarının incelenmesi ve borç durumunun netleştirilmesi bu aşamada yapılır. Vasiyetname hazırlığı ve miras sözleşmesi düzenlenmesi de bu alanın içindedir. Yani avukat, uyuşmazlık doğmadan önce de rol alır.
Miras uyuşmazlıkları çoğunlukla aile içinde yaşanır ve bu durum süreci diğer hukuk alanlarından ayırır. Karşı taraf çoğu zaman kardeşiniz, üvey anneniz veya amcanızdır. Bu nedenle miras hukuku uyuşmazlıklarının hukuki yönü kadar ilişkisel yönü de vardır. Alınan her adım, aile içindeki dengeyi etkileme potansiyeli taşır. Avukatın işlevi burada yalnızca dava açmak değildir. Mümkün olan hallerde anlaşma yoluyla çözüm üretmek, çoğu zaman hem daha hızlı hem daha az yıpratıcıdır. Anlaşma sağlanamadığında ise dava yolu açık kalır.
Uygulamada avukata en sık başvurulan konular bellidir. Mirasçılar terekenin içeriğini bilmemekte ve nereden başlayacaklarını kestirememektedir. Bazı dosyalarda mirasbırakanın sağlığında yaptığı bir devir tartışma konusu olur. Bazılarında ise mirasçılar taşınmazı paylaşamaz ve ortaklık yıllarca sürer. Borca batık terekelerde ise mirasçılar farkında olmadan borcu üstlenme riskiyle karşı karşıya kalır. Bir miras hukuku avukatı bu ihtimalleri baştan değerlendirir. Böylece hangi yolun sizin durumunuza uygun olduğu, süreler işlemeye devam ederken netleşir.
Miras Avukatı İletişim Bilgileri
Miras süreçlerinde en sık yapılan hata, ne yapılacağına tek başına karar vermeye çalışmaktır. Oysa çoğu dosyada ilk görüşme, tablonun büyük bölümünü netleştirmeye yeter. Ön görüşmede mirasbırakanın kim olduğu, mirasçı çevresi ve terekenin bilinen unsurları değerlendirilir. Ardından hangi işlemlerin süreye tabi olduğu belirlenir. Bir miras avukatı bu değerlendirmeyi ilk görüşmede yapar. Bu değerlendirme sonrasında dava açmanın gerekli olup olmadığı da ortaya çıkar. Bir miras hukuku avukatı ile çalışmak, sürecin hangi aşamasında olduğunuzu görmenizi sağlar. Aşağıdaki bilgiler üzerinden büromuza ulaşabilirsiniz.
| Bilgi | Detay |
|---|---|
| Avukat | Av. Can Çiftçi |
| Telefon | 0531 921 83 36 |
| Adres | Üçevler Mah. İzmir Yolu Cad. No: 241/D, Kat: 6, No: 138, Nilüfer / Bursa |
| E-posta | av.canciftci@gmail.com |
| Hizmet alanı | Miras hukuku, tereke işlemleri, tenkis, muvazaa ve ortaklığın giderilmesi |
İlk görüşmeye gelirken yanınızda bulunduracağınız belgeler süreci belirgin biçimde hızlandırır. Mirasbırakanın ölüm belgesi ve güncel nüfus kayıt örneği ilk sıradadır. Varsa mirasçılık belgesi, sürecin başlangıç noktasını doğrudan gösterir. Taşınmazlara ilişkin tapu kayıtları veya tapu bilgileri de önemlidir. Banka hesapları, kredi borçları ve varsa icra takiplerine dair evraklar borç tablosunu ortaya koyar. Vasiyetname veya miras sözleşmesi varsa mutlaka getirilmelidir. Elinizde bulunmayan belgeler için de yol gösterilir, bu nedenle eksik belge görüşmeyi ertelemek için sebep değildir.
Miras Hukuku Nedir, Hangi Kanuna Dayanır?
Miras hukuku, gerçek kişinin ölümü halinde malvarlığının kimlere geçeceğini ve nasıl paylaşılacağını düzenleyen hukuk dalıdır. Temel kaynağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun miras hukukuna ayrılan üçüncü kitabıdır. Bu kitap 495 ve devamı maddelerde yasal mirasçıları, ölüme bağlı tasarrufları ve mirasın geçişini düzenler. Yargılama usulüne ilişkin kurallar ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alır. Vergi boyutunda 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu devreye girer. Kanunun tam metnine Türk Medeni Kanunu metni üzerinden ulaşabilirsiniz.

Bu alanın temel ayrımı, mirasçılığın kaynağına ilişkindir. Yasal mirasçılık, doğrudan kanundan doğar ve mirasbırakanın iradesine bağlı değildir. Kan hısımları, evlatlık ve sağ kalan eş bu kapsamdadır. İradi mirasçılık ise mirasbırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesiyle yaptığı düzenlemeden doğar. Sayfanın ilerleyen bölümleri büyük ölçüde bu ayrım üzerine kuruludur. Tereke kavramı da burada açıklanmalıdır. Tereke, mirasbırakanın ölümü anında geride bıraktığı tüm malvarlığıdır ve borçlar da bu kavrama dahildir. Bu nedenle miras yalnızca kazanç değil, aynı zamanda yük anlamına gelebilir.
Yasal Mirasçılar ve Miras Payları
Türk miras hukuku zümre sistemine dayanır. Zümre, mirasbırakana kan bağıyla bağlı kişilerin oluşturduğu mirasçı gruplarıdır. Sistem üç zümre üzerine kuruludur ve aralarında kesin bir sıra vardır. Önceki zümrede mirasçı bulunması halinde sonraki zümre mirasçı olamaz. Yani mirasbırakanın çocuğu varsa, anne ve babası mirasçı olmaz. Sağ kalan eş ise bu zümrelerin dışında konumlanır ve her zümreyle birlikte mirasçı olabilir. Aşağıdaki tablo yasal payları, eşin bulunup bulunmamasına göre göstermektedir.
| Mirasçı Grubu | Eş Varsa Pay | Eş Yoksa Pay |
|---|---|---|
| Birinci zümre: Altsoy (çocuklar ve onların altsoyu) | 3/4 | Terekenin tamamı |
| İkinci zümre: Anne, baba ve onların altsoyu (kardeşler) | 1/2 | Terekenin tamamı |
| Üçüncü zümre: Büyükanne, büyükbaba ve onların altsoyu | 1/4 | Terekenin tamamı |
| Sağ kalan eş (tek başına) | Terekenin tamamı | – |
| Hiçbir zümrede mirasçı ve eş yoksa | – | Devlet |
Tablodaki oranlar zümrenin toplam payını gösterir. Bu pay, o zümre içindeki mirasçılar arasında kendi kuralına göre dağıtılır. Burada halefiyet ilkesi devreye girer. Bir mirasçı mirasbırakandan önce ölmüşse, payı kendiliğinden diğer mirasçılara dağılmaz. Bunun yerine ölen mirasçının payı kendi altsoyuna geçer. Örneğin iki çocuktan biri daha önce ölmüş ve geride iki çocuk bırakmışsa, o kişinin payı torunlar arasında eşit paylaşılır. Bu ilke, sistemin en sık gözden kaçan yönlerinden biridir ve pay hesabını doğrudan değiştirir.
Birinci Zümre: Altsoy
Mirasbırakanın çocukları birinci zümre mirasçıdır ve aralarında eşit pay alırlar. Cinsiyet, yaş veya mirasbırakanla birlikte yaşayıp yaşamama bu paylaşımı değiştirmez. Evlilik dışında doğan çocuklar bakımından da sonuç aynıdır. Soybağı tanıma, babalık hükmü veya diğer yollarla kurulmuşsa, bu çocuk evlilik içinde doğan çocuklarla aynı hakka sahiptir. Evlat edinilen kişi de evlat edinenin altsoyu gibi mirasçı olur. Buna karşılık evlatlık edinen kişi, evlatlığa mirasçı olmaz ve bu ayrım uygulamada sıkça karıştırılır.
Bir çocuğun mirasbırakandan önce ölmesi halinde onun payı kaybolmaz. Bu pay, ölen çocuğun kendi altsoyuna, yani mirasbırakanın torunlarına geçer. Torun da önce ölmüşse aynı kural onun altsoyu için işler. Bu nedenle birinci zümrede halefiyet aşağı doğru sınırsız devam eder. Uygulamada bu durum, mirasçı sayısının beklenenden fazla çıkmasına yol açar. Özellikle uzun süre paylaşılmamış taşınmazlarda mirasçı sayısı onlarca kişiye ulaşabilir. Bu nedenle paylaşımın geciktirilmesi, ilerleyen yıllarda süreci daha da zorlaştırır.
İkinci Zümre: Anne, Baba ve Kardeşler
Mirasbırakanın altsoyu yoksa miras ikinci zümreye geçer. Bu zümrenin başında anne ve baba yer alır ve aralarında eşit pay alırlar. Anne veya babadan biri mirasbırakandan önce ölmüşse, onun payı kendi altsoyuna geçer. Mirasbırakanın kardeşleri bu yolla mirasçı olur. Yani kardeşler doğrudan değil, anne veya baba üzerinden mirasçı sayılır. Bu ayrım teknik görünse de sonucu tamamen değiştirir. Anne ve babanın ikisi de hayattaysa kardeşler mirastan pay alamaz.
Üvey kardeşlerin durumu ayrıca değerlendirilmelidir. Yalnızca anne veya yalnızca baba tarafından kardeş olan kişiler, hangi ebeveyn üzerinden bağlıysa yalnızca o kolun payından yararlanır. Somut bir örnek konuyu netleştirir. Mirasbırakanın çocuğu ve eşi olmasın, annesi hayatta olsun, babası ise daha önce ölmüş olsun. Bu durumda terekenin yarısı anneye ait olur. Diğer yarısı ise babanın altsoyuna, yani mirasbırakanın baba tarafından kardeşlerine geçer. Örnekteki kişiler ve oranlar tamamen temsilidir ve her dosyada tablo yeniden kurulmalıdır.
Üçüncü Zümre: Büyükanne ve Büyükbaba
İlk iki zümrede mirasçı bulunmuyorsa miras üçüncü zümreye geçer. Bu zümre mirasbırakanın büyükanne ve büyükbabalarından oluşur. Dört büyükanne ve büyükbabanın hayatta olması halinde miras aralarında paylaşılır. Bunlardan biri mirasbırakandan önce ölmüşse, payı kendi altsoyuna geçer. Böylece mirasbırakanın amca, hala, dayı ve teyzeleri mirasçı konumuna gelebilir. Görüldüğü gibi halefiyet ilkesi bu zümrede de işlemeye devam eder.
Üçüncü zümrede halefiyetin kapsamı, sağ kalan eşin bulunup bulunmamasına göre farklılaşır. Sağ kalan eş varsa, üçüncü zümrede halefiyet daha dar bir çerçevede uygulanır ve mirasın büyük bölümü eşe kalır. Eş yoksa zümre içindeki dağılım kendi kuralına göre yapılır. Hiçbir zümrede mirasçı bulunmaması ve sağ kalan eşin de olmaması halinde miras Devlete geçer. Bu durum uygulamada nadirdir ancak mümkündür. Mirasçısız kalan terekelerde işlem, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi eliyle yürütülür.
Sağ Kalan Eşin Miras Payı
Sağ kalan eş, hangi zümre mirasçı olursa olsun mirasçılık sıfatını korur. Ancak payı sabit değildir ve birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir. Altsoyla birlikte mirasçı olursa terekenin dörtte birini alır. Anne ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olursa payı terekenin yarısına yükselir. Büyükanne ve büyükbabalar ile onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa payı terekenin dörtte üçü olur. Bunların hiçbiri yoksa mirasın tamamı eşe kalır. Bu dört ihtimalin karıştırılması, uygulamada en sık rastlanan hesap hatasıdır.
Eşin mirasçılığı evliliğin devam etmesine bağlıdır. Boşanma kararı kesinleşmişse eş artık mirasçı değildir. Buna karşılık boşanma davası sürerken ölüm gerçekleşirse durum farklılaşabilir. Böyle bir halde davaya mirasçılar tarafından devam edilmesi ve kusur durumunun incelenmesi gündeme gelebilir. Bu ihtimalin sonuçları dosyaya özgüdür ve peşinen kestirilemez. Ayrılık kararı ise mirasçılığı sona erdirmez. Bu nedenle boşanma sürecindeki ölümlerde tablo mutlaka ayrıca değerlendirilmelidir.
Uygulamada en çok karıştırılan konu ise mal rejiminin tasfiyesi ile miras paylaşımının aynı şey sanılmasıdır. Bu ikisi farklı kurumlardır ve farklı hukuki temellere dayanır. Mal rejiminin tasfiyesi, eşler arasındaki mal düzeninden kaynaklanan alacağın hesaplanmasıdır ve aile hukuku alanına girer. Bu tasfiye miras paylaşımından önce yapılır. Yani önce sağ kalan eşin mal rejiminden doğan alacağı ayrılır, kalan kısım tereke olarak paylaşılır. Bu sıra atlandığında sağ kalan eş ciddi hak kaybına uğrayabilir. Konunun ayrıntısı aile hukuku alanına ilişkindir ve ayrıca değerlendirilmelidir.
Saklı Pay ve Tasarruf Edilebilir Kısım
Saklı pay, belirli mirasçılara kanunen tanınan ve mirasbırakanın dokunamayacağı asgari paydır. Mirasbırakan malvarlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilir, ancak bu serbestinin sınırı saklı paydır. Saklı pay sahibi mirasçılar sınırlıdır ve bu liste genişletilemez. Altsoy, anne ve baba ile sağ kalan eş bu kapsamdadır. 2007 yılında yapılan değişiklikle kardeşlerin saklı payı yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle kardeşlere saklı pay tanıyan eski kaynaklar bugün geçerli değildir. Aşağıdaki tablo yürürlükteki oranları göstermektedir.
| Mirasçı | Yasal Miras Payı | Saklı Pay Oranı |
|---|---|---|
| Altsoy | Zümre kuralına göre belirlenir | Yasal miras payının yarısı |
| Anne ve babadan her biri | Zümre kuralına göre belirlenir | Yasal miras payının dörtte biri |
| Sağ kalan eş (altsoy ile birlikte) | 1/4 | Yasal miras payının tamamı |
| Sağ kalan eş (anne ve baba zümresi ile birlikte) | 1/2 | Yasal miras payının tamamı |
| Sağ kalan eş (diğer hallerde) | 3/4 veya tamamı | Yasal miras payının dörtte üçü |
| Kardeşler | Anne veya baba üzerinden | Saklı pay yoktur |
Tasarruf edilebilir kısım, terekeden saklı paylar düşüldükten sonra kalan bölümdür. Hesap, önce net terekenin bulunmasıyla başlar. Mirasbırakanın borçları ve cenaze giderleri gibi kalemler düşülür, tenkise tabi kazandırmalar ise terekeye eklenir. Bu şekilde bulunan değer üzerinden saklı paylar hesaplanır. Geriye kalan kısım üzerinde mirasbırakan dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Bu kısmı bir vakfa, bir arkadaşına veya mirasçılarından yalnızca birine bırakabilir. Sınır aşıldığında ise yapılan tasarruf kendiliğinden geçersiz olmaz, saklı pay sahibi mirasçının dava açması gerekir.
Vasiyetname ve Miras Sözleşmesi
Ölüme bağlı tasarruflar, kişinin ölümünden sonra hüküm doğurmasını istediği düzenlemelerdir. Bunların iki temel türü vasiyetname ve miras sözleşmesidir. Vasiyetname tek taraflı bir işlemdir ve mirasbırakan bundan her zaman dönebilir. Kanun vasiyetname için üç şekil öngörür. Resmi vasiyetname, iki tanık huzurunda ve resmi memur önünde düzenlenir. El yazılı vasiyetname mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılır. Sözlü vasiyetname ise yalnızca yakın ölüm tehlikesi gibi olağanüstü hallerde ve sıkı koşullarla mümkündür.
El yazılı vasiyetnamede şekil şartları özellikle önemlidir. Vasiyetnamenin tamamı mirasbırakanın el yazısıyla yazılmalı, ayrıca düzenleme tarihi ve imza da el yazısıyla bulunmalıdır. Bilgisayarda yazılıp altına imza atılan metin el yazılı vasiyetname sayılmaz. Uygulamada en sık karşılaşılan eksiklikler, tarihin veya imzanın bulunmaması şeklindedir. Bu eksiklik vasiyetnamenin iptal edilmesine yol açabilir. Yargıtay, el yazılı vasiyetnamenin mirasbırakan tarafından imzalanmış olmasını zorunlu görmektedir.
“O halde, mahkemece; 10.01.1993 tarihli vasiyetnamede mirasbırakanın imzasının bulunmadığı, el yazısı ile düzenlenen vasiyetnamenin mirasbırakan tarafından imzalanmış olmasının zorunlu olduğu gözetilerek, davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekir.”
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/8717, K. 2017/2051, T. 27.02.2017
Miras sözleşmesi ise iki taraflı bir işlemdir ve bu yönüyle vasiyetnameden ayrılır. Resmi vasiyetname şeklinde ve tarafların birlikte katılımıyla düzenlenir. En önemli farkı bağlayıcılığıdır. Mirasbırakan bu sözleşmeden tek taraflı olarak dönemez, dönme ancak kanunda sayılan hallerde mümkündür. Bu nedenle miras sözleşmesi, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri gibi karşılıklı taahhüt içeren ilişkilerde tercih edilir. Her iki tasarruf türü de saklı payları ihlal edemez. İhlal halinde tasarruf tümüyle geçersiz sayılmaz, saklı pay oranında indirime tabi tutulur.
Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı)
Mirasçılık belgesi, kimlerin mirasçı olduğunu ve paylarının ne olduğunu gösteren belgedir. Halk arasında veraset ilamı olarak da bilinir. Tapu devri, banka hesaplarına erişim, araç tescili ve veraset vergisi beyanı gibi işlemlerde bu belge istenir. Bu nedenle miras sürecinin fiilen ilk adımıdır. Belge noterden veya sulh hukuk mahkemesinden alınabilir. Yabancılık unsuru bulunan dosyalarda, örneğin mirasçılardan birinin yabancı uyruklu olduğu hallerde, belge yalnızca mahkemeden alınabilir. UYAP üzerinden verilen belgeler e-Devlet mirasçılık belgesi hizmeti üzerinden görüntülenebilmektedir.
Mirasçılık belgesinin niteliği çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu belge kesin hüküm oluşturmaz. Yani belgede yer alan mirasçılık ve pay bilgilerinin aksi her zaman ileri sürülebilir. Sonradan başka bir mirasçının ortaya çıkması, soybağının değişmesi veya evlatlık ilişkisinin anlaşılması halinde belgenin iptali istenebilir. İptal talebi, belgeyi veren makama göre farklı usullere tabidir. Uygulamada özellikle eski tarihli belgelerde hatalı pay dağılımına rastlanmaktadır. Bu nedenle belge alındıktan sonra da payların kanun hükümleriyle karşılaştırılması yerinde olur.
Mirasın Reddi ve Borçlardan Sorumluluk
Miras yalnızca malvarlığını değil, borçları da kapsar. Mirasçılar mirası kabul ettiklerinde mirasbırakanın borçlarından kişisel malvarlıklarıyla sorumlu hale gelir. Bu sorumluluk, kalan mala değil borcun tamamına yöneliktir. Yani terekeden aldığınız değer borcu karşılamasa bile alacaklılar size başvurabilir. Bu nedenle borç durumu bilinmeyen terekelerde acele karar verilmemelidir. Kanun bu riski önlemek için mirasın reddi kurumunu düzenler. Ret, mirasçılık sıfatının geçmişe etkili olarak ortadan kalkması sonucunu doğurur.
Mirasın reddi üç ay içinde yapılmalıdır ve bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sürenin başlangıcı mirasçı türüne göre değişir. Yasal mirasçılar için süre, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte işlemeye başlar. Vasiyetname ile atanmış mirasçılar için ise tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işler. Ret beyanı, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yapılır. Bu süre içinde reddedilmeyen miras kabul edilmiş sayılır. Süre kaçırıldığında geri dönüş yolu yoktur.
Ret hakkını farkında olmadan kaybetmek de mümkündür. Terekeye ilişkin olağan yönetim dışında işlem yapmak, mirasın örtülü olarak kabulü sayılabilir. Mirasbırakanın hesabından para çekmek, aracını satmak veya taşınmazını kiraya vermek bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu nedenle karar verilinceye kadar terekeye dokunulmaması güvenli olandır. Hükmen ret ise ayrı bir kurumdur. Mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras reddedilmiş sayılır. Bu halde üç aylık süre uygulanmaz, ancak terekeye sahiplenme davranışı bulunmamalıdır.
Tereke Tespiti ve Defter Tutma
Tereke, mirasbırakanın ölüm anındaki tüm aktif ve pasif malvarlığıdır. Taşınmazlar, banka mevduatı, araçlar, şirket payları ve alacaklar aktifi oluşturur. Krediler, kefaletler, vergi borçları ve icra takipleri ise pasif tarafta yer alır. Mirasçılar çoğu zaman bu tablonun tamamını bilmez. Özellikle mirasbırakanla uzun süredir görüşmeyen mirasçılar için durum tamamen belirsizdir. Bu belirsizliği gidermek için tereke tespiti talebinde bulunulabilir. Talep, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yöneltilir.
Defter tutma, borç durumu bilinmeyen terekelerde tercih edilen bir yoldur. Bu yolda mahkeme aracılığıyla terekenin aktif ve pasifi resmen kaydedilir. Alacaklılara ilan yoluyla çağrı yapılır ve alacaklarını bildirmeleri istenir. Deftere kaydedilmeyen alacaklar bakımından mirasçının sorumluluğu sınırlanır. Bankalardan ve tapu müdürlüğünden bilgi alınması ise kural olarak mahkeme kararı veya yetkili makam talebiyle mümkündür. Bu nedenle bilgi toplama süreci mahkeme eliyle yürütülür. Bu bölüm bir önceki başlıkla doğrudan bağlantılıdır, çünkü mirasın reddine karar verebilmek için önce borç tablosunu görmek gerekir.
Miras Paylaşımı ve Ortaklığın Giderilmesi
Mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle terekeye elbirliği mülkiyetiyle sahip olur. Bu mülkiyet türünde paylar belirlenmiş değildir ve ortaklık bir bütün olarak işler. Bunun pratik sonucu şudur: mirasçılardan hiçbiri tek başına tasarrufta bulunamaz. Taşınmazın satılması, kiraya verilmesi veya üzerinde ipotek kurulması tüm mirasçıların katılımını gerektirir. Bu durum, mirasçılar arasında anlaşmazlık çıktığında tıkanmaya yol açar. Elbirliği mülkiyeti, mirasçıların anlaşmasıyla paylı mülkiyete de dönüştürülebilir. Bu dönüşüm, ilerleyen aşamalarda hareket alanını genişletir.
Paylaşımın ilk ve tercih edilmesi gereken yolu anlaşmadır. Mirasçılar bir paylaşma sözleşmesi yaparak terekeyi kendi aralarında bölüşebilir. Bu yol hem daha hızlıdır hem de masrafı düşüktür. Taşınmazları içeren paylaşma sözleşmelerinin yazılı yapılması gerekir. Anlaşma sağlanamadığında ortaklığın giderilmesi davası gündeme gelir. Halk arasında izale-i şuyu olarak bilinen bu dava, ortaklığın sona erdirilmesini sağlar. Dava iki şekilde sonuçlanabilir: aynen taksim veya satış yoluyla paylaşma. Aynen taksim, malın fiilen bölünerek paylaştırılmasıdır ve her malda mümkün değildir.
Aynen taksim mümkün olmadığında mahkeme satış yoluyla paylaşmaya karar verir. Satış, icra müdürlüğü veya satış memurluğu eliyle açık artırma ile yapılır. Burada mirasçılar için önemli bir uyarı vardır. Açık artırmadaki satış bedeli, çoğu zaman taşınmazın serbest piyasa değerinin altında kalır. Yani satış yoluyla paylaşma değer kaybı doğurabilir. Bu nedenle dava açılmadan önce anlaşma ihtimalinin tüketilmesi çoğu dosyada daha akılcıdır. Sürecin ayrıca masraf ve vergi boyutu bulunur. Yargılama giderleri, satış masrafları ve tapu harçları paylar oranında mirasçılara yansır. Gayrimenkul hukuku bakımından doğabilecek diğer sonuçlar da ayrıca değerlendirilmelidir.
Tenkis Davası
Tenkis davası, mirasbırakanın tasarruf sınırını aşarak saklı payları zedelemesi halinde açılır. Amaç, saklı pay sahibi mirasçının kanunen korunan payına kavuşmasıdır. Bu davayı yalnızca saklı payı ihlal edilen mirasçılar açabilir. Altsoy, anne ve baba ile sağ kalan eş bu kapsamdadır. Kardeşlerin saklı payı bulunmadığından tenkis talebinde bulunamazlar. Dava, mirasbırakan hayattayken açılamaz ve ancak ölümle birlikte gündeme gelir. Tenkise tabi tasarruflar arasında ölüme bağlı tasarruflar ve kanunda sayılan sağlararası kazandırmalar yer alır.
Tenkis davası hak düşürücü süreye tabidir. Dava açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmesiyle bu hak sona erer. Sürenin işlemeye başlaması için öncelikle mirasbırakanın ölmüş olması gerekir. Tenkisin sonucu, kazandırmanın tamamen iptali değildir. Kazandırma yalnızca saklı payı karşılayacak ölçüde indirilir ve kalan kısım geçerliliğini korur. İlgili kararlara Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden ulaşabilirsiniz.
Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma)
Muris muvazaası, mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı danışıklı işlemdir. Tipik görünümü şudur: mirasbırakan gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı, tapuda satış göstererek devreder. Burada iki işlem vardır. Görünürdeki işlem taraflarca gerçekte istenmeyen satıştır ve tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için geçersizdir. Gizli işlem ise bağıştır, ancak taşınmaz bağışı resmi şekle tabi olduğundan o da geçersiz sayılır. Sonuçta yapılan devir hukuken ayakta kalmaz. Bu nedenle açılan dava tapu iptali ve tescil istemini içerir.
Bu davayı, saklı payı bulunsun bulunmasın miras hakkı zedelenen tüm yasal mirasçılar açabilir. Bu yönüyle tenkisten ayrılır, çünkü tenkis yalnızca saklı pay sahiplerine tanınmıştır. Dava, taşınmazı devralan kişiye karşı açılır ve devralanın mirasçı olması sonucu değiştirmez. Talep, tapu kaydının iptali ile taşınmazın miras payı oranında tescili yönünde kurulur. Davanın temel konusu, mirasbırakanın devir anındaki gerçek iradesinin ne olduğudur. Konunun temel dayanağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır ve bu kararlar daire kararlarına göre çok daha güçlü bağlayıcılığa sahiptir.

“Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin danışıklı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler.”
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 1974/1, K. 1974/2, T. 01.04.1974
Muris muvazaasına dayalı davada kanunda öngörülmüş bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Yani dava kural olarak her zaman açılabilir ve bu yönüyle tenkisten kesin biçimde ayrılır. Bununla birlikte uzun süre beklemek pratikte ciddi bir dezavantaj yaratır. Tanıklar hayatını kaybeder, belgeler kaybolur ve devrin gerçek amacını gösteren deliller zayıflar. İspat yükü ise muvazaa iddiasında bulunan davacıdadır. Her devir muvazaalı değildir ve mirasbırakanın gerçek bir satış yapmış olması da mümkündür. Mirasbırakan tüm mirasçıları kapsayan dengeli bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırma kastından söz edilmez. Bu başlık özet niteliğindedir; geriye dönük miras hakkı ve tapu iptali ve tescil davası konularının ayrıntısı ilgili içeriklerimizde ele alınmaktadır.
Mirasta Denkleştirme
Denkleştirme, mirasbırakanın sağlığında altsoyuna yaptığı karşılıksız kazandırmaların paylaşmada hesaba katılmasıdır. Kanun bu kazandırmaların, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe miras payına mahsuben yapıldığını kabul eder. Amaç, altsoy mirasçıları arasındaki dengeyi korumaktır. Denkleştirme yükümlülüğü kural olarak yasal mirasçı olan altsoya yöneliktir. Kazandırma alan kişi mirasçı sıfatını kaybetmişse denkleştirme de gündeme gelmez. Bu kurum, mirasın açılmasıyla birlikte kendiliğinden değerlendirmeye girer.
Denkleştirmenin tenkisten farkı önemlidir. Tenkiste saklı payın ihlal edilmiş olması aranır, denkleştirmede ise böyle bir koşul yoktur. Denkleştirme, saklı pay zedelenmemiş olsa bile paylar arasındaki dengeyi kurmak için işler. Kapsam bakımından çeyiz, kuruluş sermayesi ve malvarlığı devri gibi kazandırmalar öne çıkar. Buna karşılık olağan eğitim ve öğretim giderleri ile örf ve adete uygun olağan hediyeler kapsam dışındadır. Denkleştirme iki şekilde yapılabilir. Mirasçı aldığı değeri aynen terekeye geri verebilir veya değeri miras payından mahsup ettirebilir. Alınan değer miras payını aşıyorsa, kural olarak aşan kısım geri istenmez.
Vasiyetnamenin İptali Davası
Vasiyetnamenin iptali davası, ölüme bağlı tasarrufun geçersizliğinin tespiti amacıyla açılır. Kanun iptal sebeplerini sınırlı biçimde sayar. Birincisi ehliyetsizliktir; mirasbırakanın tasarruf anında ayırt etme gücünden yoksun olması bu kapsamdadır. İkincisi irade sakatlığıdır; yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama altında yapılan tasarruf iptale tabidir. Üçüncüsü şekil şartlarına aykırılıktır ve özellikle el yazılı vasiyetnamelerde sık görülür. Dördüncüsü ise tasarrufun içeriğinin hukuka veya ahlaka aykırı olmasıdır. Bu sebeplerin varlığı halinde vasiyetname kendiliğinden geçersiz olmaz, dava açılması gerekir.
Dava hak düşürücü süreye tabidir. İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin üzerinden iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmesiyle bu hak sona erer. İptal davası ile tenkis davası birbirinden ayrılmalıdır. İptalde tasarruf tümüyle ortadan kalkar ve mirasçı yasal payına kavuşur. Tenkiste ise tasarruf ayakta kalır, yalnızca saklı pay oranında indirilir. Vasiyetnamenin kısmen iptali de mümkündür ve bu halde geçersizlik yalnızca sakatlığın bulunduğu bölüme etki eder.
Miras Sebebiyle İstihkak Davası
Miras sebebiyle istihkak davası, terekeye dahil bir malın başkasının elinde bulunması halinde açılır. Davacı, mirasçılık sıfatına dayanarak malın kendisine verilmesini ister. Dava, kendisini mirasçı sayarak tereke malını elinde bulunduran kişiye yöneltilir. Bu yönüyle davanın temeli mirasçılık sıfatının üstünlüğüne dayanır. Talep, malın iadesi ile birlikte ürün ve gelirlerini de kapsayabilir. Davalının iyiniyetli olup olmaması, iade kapsamını doğrudan etkiler.
Bu dava muvazaadan ve tenkisten farklıdır. Muvazaada mirasbırakanın danışıklı bir işlemi vardır, istihkakta ise mirasçılık sıfatına dayanan bir elde bulundurma söz konusudur. Tenkiste ise saklı payın zedelenmesi aranır ve talep indirime yöneliktir. İstihkak davası zamanaşımına tabidir. Dava hakkı, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayan davalıya karşı bu süre yirmi yıldır. Uygulamada dava, sonradan ortaya çıkan bir mirasçının terekeyi elinde tutan kişilere başvurmasıyla gündeme gelir.
Miras Hukukunda Süreler
Miras hukukunda süreler, hak kaybının en sık yaşandığı alandır. Bu sürelerin bir kısmı hak düşürücü, bir kısmı zamanaşımı niteliğindedir. Hak düşürücü süre mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilir ve durmaz. Zamanaşımı ise kural olarak taraf ileri sürerse dikkate alınır. Sürelerin başlangıç anları da birbirinden farklıdır. Bazıları ölüm tarihinden, bazıları öğrenme tarihinden işlemeye başlar. Aşağıdaki tablo, süreye tabi başlıca işlemleri bir arada göstermektedir.
| İşlem veya Dava | Süre | Başlangıç Anı | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Mirasın reddi | 3 ay | Yasal mirasçılar için ölümün öğrenildiği tarih, atanmış mirasçılar için tasarrufun resmen bildirildiği tarih | Süre geçerse miras kabul edilmiş sayılır |
| Tenkis davası | 1 yıl ve her halde 10 yıl | Saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarih; on yıl için vasiyetnamenin açılması veya mirasın açılması tarihi | Hak düşürücü süre, dava açma hakkı sona erer |
| Vasiyetnamenin iptali | 1 yıl; iyiniyetli davalıya karşı 10 yıl, iyiniyetli olmayana karşı 20 yıl | Tasarrufun, iptal sebebinin ve hak sahipliğinin öğrenildiği tarih | Hak düşürücü süre, iptal istenemez |
| Miras sebebiyle istihkak | 1 yıl ve her halde 10 yıl; kötüniyetli zilyede karşı 20 yıl | Mirasçılığın ve malın elde bulundurulduğunun öğrenildiği tarih | Zamanaşımı, def’i ileri sürülürse dava reddedilir |
| Veraset ve intikal vergisi beyanı | 4 ay | Ölüm tarihi (ölüm ve mükellefin Türkiye’de bulunması halinde) | Beyan verilmezse usulsüzlük ve vergi ziyaı sonuçları doğar |
| Muris muvazaası (tapu iptali ve tescil) | Kanunda öngörülmüş süre yoktur | – | Dava her zaman açılabilir, ancak ispat zamanla güçleşir |
Sürenin kaçırılmasının sonucu, sürenin niteliğine göre değişir. Hak düşürücü sürede hak tümüyle sona erer ve mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır. Bu nedenle mirasın reddi süresinin kaçırılması, terekedeki borçların üstlenilmesi anlamına gelir. Zamanaşımında ise hak devam eder, ancak karşı taraf zamanaşımı def’inde bulunursa dava reddedilir. Tabloda görüldüğü gibi muris muvazaası bu tablonun dışında kalır ve süreye bağlanmamıştır. Miras hukuku uygulamasında bu ayrımın karıştırılması ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Bu nedenle ölümün ardından ilk yapılması gereken, hangi sürelerin işlemeye başladığını tespit etmektir.
Veraset ve İntikal Vergisi
Veraset yoluyla intikal eden mallar veraset ve intikal vergisine tabidir. Mükellef, veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal edinen kişilerdir. Yani vergi yükümlülüğü doğrudan mirasçılara aittir. Beyanname, ölümün Türkiye’de gerçekleşmesi ve mükelleflerin Türkiye’de bulunması halinde ölüm tarihini izleyen dört ay içinde verilir. Ölümün veya mükellefin yurt dışında bulunduğu hallerde bu süre farklılaşır. Beyanname mirasbırakanın son ikametgahının bulunduğu yer vergi dairesine verilir. Beyan yükümlülüğü, vergi çıkmayacak durumlarda da kural olarak devam eder.
Vergide istisna tutarları bulunur ve bu tutarlar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir. Vergi tarifesindeki oranlar da veraset yoluyla intikal ile karşılıksız intikaller bakımından farklıdır. Güncel tutar ve oranların yayımlandığı tebliğler Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından duyurulmaktadır. Bu sayfada rakam verilmemesinin nedeni, tutarların yıl içinde değişebilmesi ve eski rakamların yanıltıcı olmasıdır. Tahakkuk eden vergi, tahakkukundan itibaren üç yılda ve her yıl mayıs ile kasım aylarında olmak üzere toplam altı eşit taksitte ödenir. Beyannamenin hiç verilmemesi veya eksik verilmesi halinde vergi ziyaı ve usulsüzlük yaptırımları gündeme gelir. Bu nedenle beyan yükümlülüğü, dava süreci devam ederken de ihmal edilmemelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Miras davalarında görevli mahkeme, davanın türüne göre değişir. Mirasçılık belgesi verilmesi, mirasçılık belgesinin iptali, tereke tespiti, defter tutma ve mirasın reddi işlerinde sulh hukuk mahkemesi görevlidir. Tenkis davası, vasiyetnamenin iptali, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil ile miras sebebiyle istihkak davalarında ise asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Ortaklığın giderilmesi davası sulh hukuk mahkemesinde görülür. Görev kuralları kamu düzenindendir ve taraflarca değiştirilemez. Yanlış mahkemede açılan dava usulden reddedilmez, ancak görevsizlik kararı verilerek süreç uzar.
Yetki bakımından kural, mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu mahkemede görülür. Buna karşılık taşınmazın aynına ilişkin talepler farklı bir kurala tabidir. Tapu iptali ve tescil istemli davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Bu ayrım gözden kaçtığında dosya yetkisizlikle başka mahkemeye gönderilir ve zaman kaybedilir. Bursa özelinde somutlaştırmak gerekirse, mirasbırakanın son yerleşim yeri Bursa ise tereke ve tenkis işleri Bursa mahkemelerinde görülür. Taşınmaz Nilüfer’de bulunuyorsa, tapu iptali ve tescil talebi bakımından yetkili mahkeme yine Bursa mahkemeleridir.
Miras Avukatı Ücretleri
Avukatlık ücretinde iki ayrı kalem birbirine karıştırılmamalıdır. Birincisi, avukat ile müvekkil arasındaki avukatlık sözleşmesiyle belirlenen vekalet ücretidir. Bir miras hukuku avukatı ile yapılan bu sözleşmede ücret serbestçe kararlaştırılır, ancak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin altında olamaz. İkincisi, yargılama sonunda mahkemenin haksız çıkan taraf aleyhine hükmettiği karşı taraf vekalet ücretidir. Bu ücret davayı kazanan tarafın avukatına aittir ve tarife üzerinden hesaplanır. Miras davalarının bir bölümünde ücret, dava değeri üzerinden nispi olarak belirlenir. Aşağıdaki tablo ücretlendirme esaslarını göstermektedir.
| Hizmet Kalemi | Ücretlendirme Esası |
|---|---|
| Danışmanlık ve dosya incelemesi | Görüşme veya dosya bazında, tarife asgari sınırları gözetilerek |
| Mirasçılık belgesi ve tereke işlemleri | Çekişmesiz yargı işi olarak maktu esas |
| Mirasın reddi başvurusu | Maktu esas |
| Tenkis, muvazaa ve tapu iptali davaları | Dava değeri üzerinden nispi esas |
| Ortaklığın giderilmesi davası | Tarifede öngörülen esasa göre, paylar dikkate alınarak |
| Vasiyetname hazırlığı ve miras planlaması | İşin kapsamına göre sözleşme ile |
Yargılama giderleri avukatlık ücretinden ayrı bir kalemdir ve bu ikisi karıştırılmamalıdır. Başvurma harcı, peşin harç, tebligat ve bilirkişi giderleri bu kapsamdadır. Keşif yapılan dosyalarda keşif ve bilirkişi ücretleri toplam maliyeti belirgin biçimde artırır. Ortaklığın giderilmesi davalarında satış aşamasının masrafları da eklenir. Bu giderler dava sonunda haksız çıkan tarafa yüklenir, ancak yargılama boyunca peşin ödenmesi gerekir. Bursa Barosu tavsiye niteliğinde bir tarife yayımlamaktadır ve bu tarife bağlayıcı değildir. Miras avukatı ücreti konusunda net bilgi, dosyanın kapsamı görüldükten sonra verilebilir.
Bursa’da Sunduğumuz Miras Hukuku Desteği
Can Çiftçi Hukuk Bürosu olarak miras uyuşmazlıklarında hem danışmanlık hem dava takibi hizmeti veriyoruz. Tereke tespiti ve defter tutma talepleri, mirasçılık belgesi işlemleri ve mirasın reddi başvuruları bu kapsamda yürütülmektedir. Mirasçılar arasındaki paylaşım müzakerelerinde taraflar arasında çözüm üretilmesi için çalışıyoruz. Anlaşma sağlanamayan dosyalarda tenkis, muris muvazaası ve ortaklığın giderilmesi davaları takip edilmektedir. Vasiyetname hazırlığı ve miras planlaması da bir miras hukuku avukatı olarak hizmet alanımızın içindedir. Nilüfer’deki ofisimizden Bursa genelinde hizmet veriyoruz. Sürecin başında alınan hukuki destek, sonradan yapılacak düzeltmelerden çoğu zaman daha etkilidir.
Miras hukuku, her dosyanın kendi koşulları içinde değerlendirilmesini gerektirir. Mirasçı çevresi, terekenin yapısı ve varsa önceki devirler tabloyu tümüyle değiştirebilir. Bu nedenle bu sayfadaki genel açıklamalar, sizin dosyanız bakımından yapılacak bir incelemenin yerini tutmaz. Bir miras hukuku avukatı ile görüşmek, hangi sürelerin işlediğini ve hangi yolun açık olduğunu netleştirir. Bursa ve çevresinde miras süreciyle ilgili sorularınız için büromuzla iletişime geçebilirsiniz. Diğer çalışma alanlarımız için Bursa avukat sayfamızı inceleyebilirsiniz. Görüşme talebiniz için telefon veya e-posta yoluyla bize ulaşmanız yeterlidir.
Sık Sorulan Sorular
Mirasçılar kimlerdir ve paylar nasıl belirlenir?
Mirasçılar, Türk Medeni Kanunu’nun zümre sistemine göre belirlenir ve paylar tek bir orana bağlı değildir. Birinci zümre altsoy, ikinci zümre anne, baba ve kardeşler, üçüncü zümre büyükanne ve büyükbabalardır. Önceki zümrede mirasçı varsa sonraki zümre mirasçı olamaz. Sağ kalan eş her zümreyle birlikte mirasçı olur ve payı zümreye göre değişir. Bu nedenle pay, hangi mirasçıların birlikte bulunduğuna göre hesaplanır.
Eş ne kadar miras payı alır?
Sağ kalan eşin miras payı sabit değildir ve birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir. Altsoy ile birlikte mirasçı olursa terekenin dörtte birini alır. Anne ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa payı terekenin yarısıdır. Büyükanne ve büyükbabalar ile onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa payı terekenin dörtte üçüne çıkar. Bunların hiçbiri yoksa mirasın tamamı eşe kalır.
Mirası reddetmek için ne kadar sürem var?
Mirası reddetmek için süre üç aydır ve bu süre hak düşürücü niteliktedir. Yasal mirasçılar için süre, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte başlar. Vasiyetname ile atanmış mirasçılar için tasarrufun resmen bildirildiği tarihten işler. Ret beyanı sulh hukuk mahkemesine yapılır. Bu süre içinde reddedilmeyen miras kabul edilmiş sayılır.
Mirasbırakanın borçlarından sorumlu olur muyum?
Mirası kabul eden mirasçı, mirasbırakanın borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu olur. Tereke yalnızca malları değil borçları da kapsadığı için bu sorumluluk kendiliğinden doğar. Üç aylık süre içinde mirasın reddi bu sonucu önler. Mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras hükmen reddedilmiş sayılır. Terekeye sahiplenme sayılabilecek işlemlerden kaçınmak gerekir.
Babam evi kardeşime devretti, dava açabilir miyim?
Mirasbırakanın sağlığında yaptığı devre karşı dava açmanız mümkündür, ancak sonuç somut olaya bağlıdır. Devir gerçekte bağış olduğu halde tapuda satış gösterilmişse muris muvazaası gündeme gelir ve tapu iptali ile tescil istenebilir. Devir gerçek bir satışsa bu dava sonuç vermez. Saklı payınız zedelenmişse ayrıca tenkis davası açılabilir. İspat yükü davayı açan tarafa aittir.
Vasiyetname mirasçıları tamamen mirastan çıkarabilir mi?
Vasiyetname saklı pay sahibi mirasçıları tamamen mirastan çıkaramaz. Mirasbırakan yalnızca tasarruf edilebilir kısım üzerinde serbestçe düzenleme yapabilir. Altsoy, anne ve baba ile sağ kalan eş saklı pay sahibidir. Saklı payı ihlal eden vasiyetname kendiliğinden geçersiz olmaz, ilgili mirasçının tenkis davası açması gerekir. Mirasçılıktan çıkarma ise ancak kanunda sayılan sebeplerle ve vasiyetnamede sebebi gösterilerek mümkündür.
Mirasçılar anlaşamazsa ne olur?
Mirasçılar anlaşamazsa ortaklığın giderilmesi davası açılabilir ve tereke mahkeme kararıyla paylaştırılır. Mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyetiyle sahip olduğundan tek başına tasarrufta bulunamazlar. Dava sulh hukuk mahkemesinde görülür ve aynen taksim veya satış yoluyla sonuçlanır. Satış açık artırma ile yapıldığı için bedel piyasa değerinin altında kalabilir. Bu nedenle anlaşma yoluyla paylaşma çoğu dosyada daha avantajlıdır.
Mirasçılık belgesi nereden alınır?
Mirasçılık belgesi noterden veya sulh hukuk mahkemesinden alınabilir. Yabancılık unsuru bulunan dosyalarda belge yalnızca sulh hukuk mahkemesinden alınır. Belge, mirasçıların kimler olduğunu ve paylarını gösterir. Tapu devri, banka işlemleri ve veraset vergisi beyanı için gereklidir. Mirasçılık belgesi kesin hüküm oluşturmaz ve aksi her zaman ileri sürülerek iptali istenebilir.
Veraset vergisi ne zaman beyan edilir?
Veraset ve intikal vergisi beyannamesi, ölüm Türkiye’de gerçekleşmiş ve mükellefler Türkiye’de bulunuyorsa ölüm tarihini izleyen dört ay içinde verilir. Ölümün veya mükellefin yurt dışında olduğu hallerde süre farklılaşır. Beyanname mirasbırakanın son ikametgahının bağlı olduğu vergi dairesine verilir. Tahakkuk eden vergi üç yılda ve her yıl mayıs ile kasım aylarında olmak üzere altı eşit taksitte ödenir. İstisna tutarları her yıl güncellenir.
Miras davaları ne kadar sürer?
Miras davalarının süresi dosyanın kapsamına göre değişir ve önceden kesin bir süre verilemez. Mirasçılık belgesi gibi çekişmesiz yargı işleri kısa sürede sonuçlanabilir. Tenkis, muris muvazaası ve ortaklığın giderilmesi davalarında ise keşif ve bilirkişi incelemesi yapılır. Taşınmaz sayısı, mirasçı sayısı ve tanık dinlenmesi süreyi uzatır. İstinaf ve temyiz aşamaları da toplam süreye eklenir.
Miras süreci, mirasbırakanın ölümüyle birlikte kendiliğinden işlemeye başlar ve mirasçıların yapacağı ilk tercihler tablonun tamamını etkiler. Zümre sistemi kimin mirasçı olduğunu belirler, sağ kalan eşin payı ise hangi zümreyle birlikte mirasçı olduğuna göre şekillenir. Saklı pay, mirasbırakanın tasarruf serbestisinin sınırını çizer ve bu sınır aşıldığında mirasçıya dava hakkı doğar. Süreye tabi işlemler bu sürecin en kritik bölümüdür, çünkü mirasın reddi başta olmak üzere bazı haklar süre geçtiğinde tümüyle sona erer. Mirasçılar paylaşımda anlaşabilirse süreç kısa ve düşük maliyetli ilerler, anlaşma sağlanamadığında ise ortaklığın giderilmesi yolu açıktır. Mirasbırakanın sağlığında yaptığı devirler tartışmalıysa muvazaa ve tenkis kurumları devreye girer ve bunların koşulları birbirinden farklıdır. Vergi boyutu da ihmal edilmemeli, beyan yükümlülüğü zamanında yerine getirilmelidir. Tüm bu adımların hangi sırayla atılacağı dosyaya göre değişir. Hukuki destek almak, bu sıranın doğru kurulmasını ve süre kaynaklı hak kayıplarının önlenmesini sağlar.
