İcra ve İflas Hukuku

İcra ve iflas hukuku, alacakların tahsilinden borçların yapılandırılmasına, haciz işlemlerinden iflas ve konkordato süreçlerine kadar geniş kapsamlı hukuki prosedürleri kapsar. Bu süreçlerde uygulanması gereken kurallar ve süreler oldukça sıkı olduğundan, yapılacak bir işlemin eksik veya hatalı olması ciddi hak kayıplarına neden olabilir. İcra ve iflas hukuku avukatı; alacaklıların haklarının korunması, borçluların hukuka aykırı işlemlere karşı savunulması ve icra dosyalarının etkin şekilde yürütülmesi konusunda hukuki destek sağlar.
İcra takibinin başlatılması, ödeme emrine itiraz edilmesi, haciz işlemlerinin yürütülmesi, menfi tespit veya istirdat davalarının açılması gibi işlemlerin her biri farklı hukuki değerlendirmeler gerektirir. Bunun yanında ticari işletmeler bakımından iflas, konkordato, alacak kaydı ve sıra cetveline itiraz gibi daha kapsamlı süreçler söz konusu olabilir. Bu nedenle uyuşmazlığın niteliğinin doğru belirlenmesi ve uygulanacak hukuki yolun başlangıçta doğru şekilde planlanması büyük önem taşır.
İcra Hukuku Avukatı Nedir ve Hangi Davalara Bakar?
Ticari ve kişisel ilişkilerde alacakların zamanında tahsil edilememesi, ekonomik dengeleri ciddi şekilde sarsan en önemli sorunlardan biridir. İşte bu noktada devreye giren icra hukuku avukatı, alacaklı tarafların yasal haklarını koruyarak borçların kanuni yollarla tahsil edilmesini sağlayan bir hukukçudur. Hukuk sistemimizde borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile son derece katı kurallara ve sıkı sürelere bağlanmıştır. Bir icra avukatı ile çalışmak, hak kayıplarının önüne geçerken alacak tahsilat sürecinin daha hızlı ve etkin şekilde sonuçlanmasına imkan tanır. İcra mercileri nezdinde yürütülen işlemler, yalnızca kağıt üzerinde yürütülen takiplerden ibaret olmayıp stratejik bir yaklaşım gerektirir.
Hukuk büromuz bünyesinde sunulan hizmetler, borçlunun malvarlığı araştırmasından başlayarak fiili haciz ve muhafaza işlemlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Bir icra hukuku avukatı, alacağın türüne göre en uygun icra takip yöntemini belirleyerek müvekkilinin mali çıkarlarının korunmasına çalışır. Bu süreçte hem alacaklı hem de borçlu vekilliği üstlenilerek, kanuna aykırı işlemlere karşı gerekli hukuki itirazlar zamanında yapılır. İcra organları önünde hakların eksiksiz savunulması, hatalı işlemler nedeniyle uğranabilecek maddi zararların azaltılması bakımından belirleyicidir.
İcra hukuku disiplini, sadece ilamlı veya ilamsız icra takiplerini değil, aynı zamanda bu takiplerden doğan çok sayıda özel dava türünü de bünyesinde barındırır. Yürütülen başlıca dava ve hukuki işlemler şunlardır:
- İtirazın İptali ve İtirazın Kaldırılması Davaları: Borçlunun icra takibine yaptığı haksız itirazların bertaraf edilmesi için İİK’nın 67. ve 68. maddeleri kapsamında açılan davalar.
- Menfi Tespit ve İstirdat Davaları: İİK’nın 72. maddesi uyarınca borçlu olunmadığının tespiti veya haksız ödenen paranın geri alınması amacıyla yürütülen yargı süreçleri.
- İstihkak Davaları: Haczedilen malın borçluya değil, üçüncü bir kişiye ait olması durumunda İİK’nın 96 ve devamı maddeleri uyarınca açılan mülkiyet koruma davaları.
- Tasarrufun İptali Davaları: Borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirlerin iptali için İİK’nın 277-284. maddeleri kapsamında açılan davalar.
- İcra Ceza Davaları: Çekin karşılıksız çıkması (5941 sayılı Çek Kanunu m. 5), taahhüdü ihlal (İİK m. 340), mal beyanında bulunmama (İİK m. 76) veya sermaye şirketlerinin iflasını istememe (İİK m. 345/a) gibi fiillere ilişkin davalar.
- Tahliye Davaları: Kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle İİK’nın 269 ve devamı maddeleri uyarınca icra yoluyla taşınmazların tahliyesi süreçleri.
İcra takip ve dava süreçlerinde atılacak her adımla ilgili zaman aşımı ve hak düşürücü süreler hayati önem taşır. Örneğin tasarrufun iptali davaları, İİK’nın 284. maddesi uyarınca tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Yanlış bir itiraz veya süresi geçirilmiş bir başvuru, haklı olunan bir davada dahi alacağın tahsil edilememesine yol açabilir. Bu nedenle hukuki süreçlerin bir icra hukuku avukatı kontrolünde yürütülmesi, mali kayıpların önlenmesi bakımından önemlidir.
İcra Avukatı ile Alacak Tahsili ve Borç Yapılandırma Süreçleri
Yasal İcra Takiplerinin Başlatılması ve Haciz İşlemleri
Alacağın yasal yollardan tahsil edilebilmesi için atılacak ilk adım, yetkili ve görevli icra dairesi nezdinde icra takibi başlatmak işlemidir. Bir icra avukatı, alacağın dayandığı belgeye göre ilamlı veya ilamsız takip yollarından hangisinin seçileceğini belirler. Takip talebinin hazırlanması ve borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmesinin ardından, yasal sürelerin dolması beklenir. Bu aşamada takibin kesinleşmesiyle birlikte borçlunun taşınır, taşınmaz ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına yönelik kapsamlı bir haciz süreci başlatılır.
Haciz safhası, borçlunun malvarlığı araştırmasının yapılması, banka hesaplarına blokaj konulması, araçlarına haciz şerhi işlenmesi ve tapu kayıtlarına el konulması işlemlerini içerir. Üçüncü kişilerdeki alacaklar bakımından İİK’nın 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnameleri gönderilir. Gerektiğinde fiili haciz uygulamaları ile borçlunun adresinde muhafaza tedbirleri alınır. Bir icra hukuku avukatı, borçlunun mal kaçırma girişimlerini engellemek adına İİK’nın 257. maddesi kapsamında ihtiyati haciz kararları alarak alacağın tahsil imkanını güçlendirir.
Borç Yapılandırma ve Müzakere Teknikleri
Alacak tahsilatı sadece zorlayıcı icra yöntemleriyle değil, taraflar arasında sağlanacak uzlaşma ve yapılandırma süreçleriyle de hızlıca çözülebilir. İcra takibinin her aşamasında borçlu taraf ile kurulan profesyonel iletişim, uzun sürecek yargılama masraflarından tasarruf edilmesini sağlar. Bir icra avukatı, müvekkilinin onayını alarak borcun taksitlendirilmesi, indirim uygulanması veya teminat gösterilmesi şartıyla yapılandırma protokolleri hazırlar.

Yapılan borç yapılandırma anlaşmalarının hukuki geçerliliğe kavuşturulması, İİK’nın 111. maddesi kapsamında icra dairesinde taksitle ödeme taahhüdü alınması veya sözleşme bağlanması ile mümkündür. Borçlunun verdiği ödeme taahhüdüne uymaması halinde, İİK’nın 340. maddesindeki taahhüdü ihlal yaptırımı devreye girer ve borçlu alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilir. Bu durum borçlu üzerinde caydırıcılık oluşturarak ödemelerin düzenli yapılmasını destekler.
Tahsilat Sürecinde Hukuki Risk Yönetimi
İcra takibi esnasında karşılaşılabilecek hukuki engellerin önceden öngörülmesi ve risklerin yönetilmesi, alacağın tahsil başarısını doğrudan etkiler. Borçluların sıklıkla başvurduğu imzaya itiraz veya borca itiraz gibi durumlarda, dosyanın durmasını engellemek için hızlı hukuki aksiyonlar alınmalıdır. Bir icra hukuku avukatı, itirazların kötü niyetli yapılıp yapılmadığını analiz ederek İcra Hukuk Mahkemeleri veya genel mahkemelerde gerekli davaları zaman kaybetmeksizin açar.
Ayrıca borçlunun üçüncü kişilere olan muvazaalı devirlerinin tespiti durumunda tasarrufun iptali davası açılarak malvarlığının yeniden icra dosyasına dönmesi sağlanır. Ancak bu davanın açılabilmesi için, İİK’nın 277. maddesi uyarınca alacaklının elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunması gerekir. Hukuki risk yönetimi, alacaklının sadece mevcut malvarlığına değil, gelecekte doğacak alacaklarına da ulaşmasını mümkün kılar. Böylece karmaşık tahsilat süreçleri en az risk ve yüksek verimle yönetilmiş olur.
İflas Hukuku Avukatı Desteğiyle Şirket İflas ve Konkordato İşlemleri
Şirketlerin finansal krizlerle karşı karşıya kaldığı ve borçlarını ödemekte zorlandığı dönemlerde, sürdürülebilir hukuki çözümler üretilmesi hayati bir ihtiyaçtır. Bu tür karmaşık süreçlerde rehberlik eden bir iflas hukuku avukatı, hem ticari işletmelerin korunması hem de alacaklıların haklarının adil bir şekilde gözetilmesi için stratejik danışmanlık sunar. Türk Ticaret Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde yürütülen iflas ve konkordato mekanizmaları, teknik ayrıntılarla dolu olup uzmanlık gerektiren prosedürlerden oluşmaktadır. Doğru yönlendirmeler yapılmadığı takdirde, şirket yöneticilerinin şahsi sorumlulukları doğabilir veya ticari faaliyetler tamamen durma noktasına gelebilir.
Finansal darboğaz yaşayan şirketler için konkordato ilanı, borçların yeniden yapılandırılması ve icra takiplerine karşı koruma kalkanı elde edilmesi adına en etkili yollardan biridir. Bir iflas avukatı, şirketin mali durumunu detaylıca analiz ederek gerçekçi bir konkordato ön projesi hazırlar ve İİK’nın 285. maddesi uyarınca görevli olan Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvuru sürecini yönetir. Geçici ve kesin mühlet kararlarının alınmasıyla birlikte, şirket faaliyetlerine konkordato komiserinin denetiminde devam ederken borçlarını makul bir takvime bağlama imkanı bulur. Bu süreç, işletmenin tasfiye olmasının önüne geçerek ticari hayatını sürdürmesini amaçlar.
İflas ve konkordato süreçleri, belirli yasal aşamaların titizlikle takip edilmesini gerektiren uzun soluklu prosedürlerdir. Başlıca hukuki adımlar şunlardır:
- Mali Durum Analizi ve Ön Proje Hazırlığı: Şirketin özkaynak, borç ve alacak dengesinin incelenerek İİK’nın 286. maddesinde sayılan belgelerle birlikte konkordato projesinin oluşturulması.
- Mahkeme Başvurusu ve Geçici Mühlet Kararı: Asliye Ticaret Mahkemesi’nden koruma tedbirlerinin ve İİK’nın 287. maddesi uyarınca geçici konkordato mühletinin talep edilmesi.
- Alacaklılar Kurulunun Oluşturulması ve Müzakereler: Alacaklıların projeye ikna edilmesi amacıyla yapılacak toplantıların hukuki altyapısının yönetimi.
- Konkordatonun Tasdiki Davası: İİK’nın 305. maddesindeki şartların yerine getirilerek mahkemenin konkordato projesini onaylamasının sağlanması.
- İflasın Açılması ve Tasfiye İşlemleri: Yapılandırmanın mümkün olmadığı durumlarda iflas kararı alınarak iflas masasının kurulması.
Hukuk büromuz, gerek borçlu şirketlerin yeniden yapılandırılması gerekse alacaklı firmaların iflas masasındaki haklarının savunulması aşamasında temsil hizmeti sunmaktadır. Sürecin başından sonuna kadar bir iflas hukuku avukatı ile çalışmak, telafisi güç zararların doğmasının engellenmesine ve ticari itibarın korunmasına katkı sağlar.
İflas Avukatı Aranırken Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Kriterler
İflas hukuku, genel hukuk alanlarından oldukça farklı, finansal, muhasebesel ve ticari tekniklerle entegre çalışan özel bir alandır. Şirketinizin geleceğini doğrudan etkileyecek olan bu süreçte çalışacağınız iflas avukatı seçimi yaparken son derece titiz davranılmalıdır. Yetersiz hukuki temsil, şirketlerin haksız yere iflasına sebep olabileceği gibi alacaklıların da büyük miktarlarda borcu tahsil edememesine yol açabilir. Bu nedenle avukatın sadece kanun maddelerine değil, bilanço analizine ve konkordato pratiğine de hakim olması önem taşır.
Doğru hukukçuyu belirlerken göz önünde bulundurulması gereken temel nitelikler, yargılama sürecinin seyrini ve başarısını doğrudan etkilemektedir. Adaylarda aranması gereken başlıca hukuki kriterler aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
| Hukuki Kriter | Açıklama ve Önemi |
|---|---|
| Ticaret ve İflas Hukuku Bilgisi | İcra ve İflas Kanunu ile mevzuat güncellemelerine hakimiyet, emsal kararları takip edebilme yeteneği. |
| Finansal ve Bilanço Okuma Becerisi | Konkordato projeleri ve iflas tabloları için muhasebe verilerini doğru analiz edebilme gücü. |
| Kriz ve Müzakere Yönetimi | Alacaklılar kurulu ve bankalarla yürütülecek borç yapılandırma görüşmelerinde ikna kabiliyeti. |
| Mahkeme ve Komiser Deneyimi | Asliye Ticaret Mahkemeleri süreçlerinde ve konkordato komiserleri ile olan iletişimde tecrübe. |
Tabloda belirtilen kriterler, karmaşık iflas ve konkordato davalarında hedeflenen sonuca ulaşılmasının temel taşlarıdır. Bir iflas hukuku avukatı, ticari mahkemelerdeki duruşma tecrübesinin yanı sıra finans uzmanlarıyla koordineli çalışarak en uygun hukuki stratejiyi çizer. Şirket bilançolarının doğru yorumlanması, mahkemeye sunulacak revize projelerin başarısını doğrudan belirler.
Sonuç olarak, hukuki danışmanlık alırken avukatın geçmiş iş tecrübeleri ve vaka çözümleme yöntemleri değerlendirilmelidir. Bir iflas avukatı ile yola çıkmak, ticari krizlerin daha az hasarla atlatılmasına ve yasal güvencelerin eksiksiz kullanılmasına yardımcı olur.
İlamsız İcra Takibi Nasıl Başlatılır? (İcra Avukatı Rehberi)
Elinizde mahkeme kararı (ilam) bulunmayan hallerde, para ve teminat alacaklarınızı tahsil etmek için başvuracağınız en pratik yöntem ilamsız icra takibi yoludur. Bu süreç, alacaklının yetkili icra dairesine vereceği bir takip talebi ile başlar ve borçluya “Ödeme Emri” gönderilmesiyle devam eder. Ancak sürecin basit görünmesi, hukuki risk taşımadığı anlamına gelmez. Bir icra avukatı rehberliğinde yürütülmeyen takipler, borçlunun yapacağı tek bir itirazla durabilir ve aylar sürecek davalara dönüşebilir.
İlamsız icra takibinin aşamaları, kanunla belirlenmiş kesin sürelere tabidir ve her bir adımın titizlikle takibi gerekir. Sürecin genel işleyişi ve kritik süreler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
| Takip Aşaması | İşlem Detayı | Yasal Süre / Kritik Husus |
|---|---|---|
| Takip Talebinin Sunulması | Alacaklı vekili tarafından icra tevzi bürosuna talebin iletilmesi (İİK m. 58). | Harç ve gider avansının yatırılması zorunludur. |
| Ödeme Emrinin Tebliği | İcra dairesince borçluya “Örnek No: 7” ödeme emri gönderilmesi (İİK m. 60). | Tebliğ tarihi yasal sürelerin başlangıcıdır. |
| İtiraz ve Kesinleşme Süreci | Borçlunun borca veya yetkiye itiraz hakkını kullanması (İİK m. 62). | Tebliğden itibaren 7 günlük itiraz süresi vardır. |
| Mal Beyanında Bulunma | Borçlunun malvarlığını icra dairesine bildirmesi (İİK m. 74). | Tebliğden itibaren 7 gün içinde yapılmalıdır. |
| Haciz İşlemlerinin Başlaması | İtiraz edilmemesi halinde borçlunun malvarlığına el konulması. | Takibin kesinleşmesinden itibaren talep edilir. |
Takip talebi hazırlanırken alacağın kaynağı, faiz oranı ve talep edilen kalemler eksiksiz yazılmalıdır. Bir icra hukuku avukatı, borçlunun ikametgahına göre yetkili icra dairesini doğru belirleyerek yetki itirazı ile karşılaşma riskini azaltır. Borçlunun 7 gün içinde itiraz etmemesi durumunda takip kesinleşir ve derhal borçlunun banka hesapları, araçları ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulması talep edilebilir.
Şayet borçlu takibe itiraz ederse, İİK’nın 66. maddesi uyarınca takip durur ve alacaklının alacağını tahsil edebilmesi için itirazın iptali veya itirazın kaldırılması davası açması gerekir. Bu aşamada tecrübeli bir icra avukatı ile hareket etmek, davanın kazanılması durumunda borçludan alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı talep edilmesini sağlar. Ancak bu tazminata hükmedilebilmesi için dava dilekçesinde açıkça talep edilmiş olması gerekir. Böylece alacaklı, gecikmeden doğan zararlarını tazmin etme imkanına kavuşur.
Şirketler İçin İflas Davası Süreci ve İflas Avukatının Rolü
Ticari şirketler için iflas, hukuki olarak borçların ödenememesi neticesinde tüm malvarlığının tasfiyeye tabi tutularak satılması ve elde edilen gelirle alacaklıların tatmin edilmesi sürecidir. Bu süreç hem borçlu şirket hem de alacaklılar açısından geri dönülemez hukuki sonuçlar doğurur. Sürecin başından itibaren bir iflas avukatı ile çalışmak, şirket ortaklarının ve yöneticilerinin kişisel sorumluluklarına gidilmesini engellemek bakımından kritik bir öneme sahiptir. İflas davası, sıradan bir icra takibinden farklı olarak İİK’nın 154. maddesi ve TTK’nın 4. maddesi uyarınca Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülen ve kamu düzenini ilgilendiren ağır bir yargılama prosedürüdür.
İflas davası açma hakkı, doğrudan doğruya borçlu şirkete ait olabileceği gibi alacaklılar tarafından da ilamsız veya ilamlı iflas takibi yoluyla başlatılabilir. Bir iflas hukuku avukatı, müvekkilinin konumuna göre strateji geliştirir. Alacaklı vekili ise, borçlu şirkete karşı “İflas Yoluyla Takip” başlatarak borcun ödenmemesi durumunda mahkemeden iflas kararı verilmesini ister. Borçlu şirket vekili ise, şirketin organlarının veya yöneticilerinin TCK’nın 161. maddesindeki hileli iflas ve 162. maddesindeki taksirli iflas suçlarıyla itham edilmesini önleyecek tedbirleri alır ve şartlar uygunsa konkordato veya yapılandırma yollarını zorlar.
Şirketlerin iflas davası sürecinde üstlenilen temel avukatlık rolleri şunlardır:
- İflas Takiplerinin Hazırlanması ve Tebliği: Alacaklı adına iflas ödeme emrinin düzenlenmesi ve takibin kesinleştirilmesi.
- Doğrudan İflas Başvuruları: İİK’nın 177. maddesi kapsamında şirketin borca batıklık durumunun tespiti ile mahkemeden doğrudan iflas talebinde bulunulması.
- İflas Masasına Alacak Kaydı: İİK’nın 219. maddesi uyarınca yapılan ilanı takiben, alacakların bir ay içinde ve eksiksiz olarak iflas dairesine kaydettirilmesinin sağlanması.
- Alacaklılar Sıra Cetveline İtiraz Davaları: İflas idaresince reddedilen veya sırası yanlış belirlenen alacaklar için İİK’nın 235. maddesi uyarınca ilandan itibaren yedi gün içinde dava açılması.
- Şirket Yöneticilerinin Sorumluluk Davalarından Korunması: Yöneticiler aleyhine açılabilecek tazminat ve ceza davalarına karşı hukuki savunma yapılması.
İflasın açılmasıyla birlikte şirketin tasarruf yetkisi sona erer ve bu yetki iflas idaresi tarafına geçer. Tüm tasfiye süreci, alacaklılar toplantıları ve mal satışları bu idare tarafından yürütülür. Bir iflas avukatı, müvekkilinin alacaklılar toplantısında oy hakkını etkin kullanmasını sağlar ve tasfiye işlemlerinin hukuka uygun yürütülmesini denetler. Bu sayede, karmaşık ve yıpratıcı olan iflas süreci daha yüksek hukuki koruma ile tamamlanır.
Borca İtiraz ve İtirazın İptali Davalarında İcra Avukatının Önemi
Hakkında icra takibi başlatılan bir borçlunun, borcun hiç bulunmadığı, ödendiği, zaman aşımına uğradığı veya yetkisiz icra dairesinde takip açıldığı yönündeki iddialarını ileri sürmesi borca itiraz olarak adlandırılır. Türk icra sisteminde, ilamsız icra takiplerinde borçluya tanınan 7 günlük itiraz süresi son derece kritiktir. Bu süre içinde yapılan geçerli bir itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurur. İşte bu aşamada, hak kaybına uğramamak ve duran takibi yeniden canlandırmak için tecrübeli bir icra avukatı yardımına ihtiyaç duyulur.
Alacaklı, duran takibi devam ettirebilmek için borçlunun itirazının haksız olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bunun için izlenecek yasal yol, İİK’nın 67. maddesi uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması gereken itirazın iptali davası veya şartları varsa İİK’nın 68. maddesi kapsamında İcra Hukuk Mahkemesi’nde açılacak itirazın kaldırılması talebidir. İtirazın kaldırılması yolu, alacağın İİK’nın 68. maddesinde sayılan belgelerden birine (imzası ikrar edilmiş adi senet, resmi senet, kayıtsız şartsız borç ikrarı gibi) dayanması halinde mümkündür. Bir icra hukuku avukatı, eldeki delilleri ve alacağın niteliğini değerlendirerek en hızlı sonuç verecek yargı yolunu tercih eder. Davanın kazanılması halinde mahkeme, talep edilmişse borçluyu asıl borcun yanı sıra icra inkar tazminatına da mahkum eder.

Borca itiraz ve dava süreçlerinde profesyonel bir avukatın sunduğu kritik katkılar şunlardır:
- Hak Düşürücü Sürelerin Takibi: 7 günlük itiraz ve 1 yıllık dava açma sürelerinin eksiksiz yönetilmesi.
- Delil Analizi ve Senet İncelemesi: Takibe konu fatura, çek, senet veya sözleşmelerin hukuki geçerliliğinin denetlenmesi.
- İcra İnkar Tazminatı Stratejisi: Haksız itiraz eden borçludan asıl alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminat talep edilmesi.
- Kötü Niyet Tazminatı Savunması: İİK’nın 67/2. maddesi uyarınca haksız ve kötü niyetli takip yapan alacaklıya karşı borçlu müvekkilin haklarının korunması.
- Bilirkişi İncelemelerinin Denetimi: Mahkemelerce atanan bilirkişi raporlarına karşı teknik ve hukuki itirazların yapılması.
Borca itiraz süreci, sadece borcu kabul etmemek değil, hukuki argümanları doğru belgelerle destekleme sanatıdır. Yanlış veya eksik gerekçelerle yapılan itirazlar, borçlunun daha yüksek tazminat ve vekalet ücreti ödemesine neden olabilir. Aynı şekilde, haksız itiraz karşısında bir yıllık süre içinde harekete geçmeyen alacaklı da alacağını tahsil edememe riskiyle karşılaşır. Bu nedenle, sürecin her aşamasında nitelikli bir icra avukatı ile çalışmak taraflar için daha güvenli bir yoldur.
İflasın Ertelenmesi ve Konkordato Projesinde İflas Hukuku Avukatı
Mevzuatımızda 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler neticesinde iflasın ertelenmesi kurumu tamamen yürürlükten kaldırılmış ve borç yapılandırma mekanizmasının merkezine konkordato müessesesi yerleştirilmiştir. Finansal yapısı bozulan ancak dürüstçe çalışarak borçlarını ödeme potansiyeli taşıyan şirketler için konkordato önemli bir imkan sunar. Bu karmaşık hukuki rejimde, borçlu firmaların mahkeme nezdinde koruma kalkanı elde edebilmesi büyük ölçüde profesyonelce hazırlanmış bir konkordato projesine bağlıdır. İşte bu noktada bir iflas hukuku avukatı, sürecin mimarı olarak görev yapar ve şirketin mali yapısının düzeltilmesi için gerekli hukuki altyapıyı oluşturur.
Bir konkordato başvurusunun kalbini, şirketin mali durumunu düzeltebileceğini objektif verilerle kanıtlayan konkordato ön projesi oluşturur. İİK’nın 286. maddesinde bu projeye eklenmesi gereken belgeler ayrıntılı olarak sayılmıştır. Proje, makul ve uygulanabilir nakit akış tabloları, alacaklılara sunulacak ödeme teklifleri ve mali iyileştirme tedbirlerini içermelidir. Bir iflas avukatı, bağımsız denetim kuruluşları ve mali müşavirlerle koordineli çalışarak mahkemenin ve konkordato komiserinin değerlendirmesine uygun bir dosya hazırlar. Yanlış veya yetersiz hazırlanan projeler mahkemece reddedilerek şirketin doğrudan iflasına karar verilmesine yol açabilir; bu durum da uzman desteğini gerekli kılar.
Geçici ve kesin mühlet kararlarının alınmasıyla birlikte, İİK’nın 294. maddesi uyarınca şirket hakkında kural olarak yeni icra takibi yapılamaz, yapılmış olan takipler durur ve ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararları uygulanmaz. Ancak bu koruma mutlak değildir: aynı madde uyarınca İİK’nın 206. maddesinin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar (işçi alacakları ve nafaka alacakları gibi) için haciz yoluyla takip yapılabilir. Bu koruma süreci boyunca iflas hukuku avukatı, alacaklılar kurulu ile müzakereleri yürütür, mahkeme duruşmalarında şirketi temsil eder ve konkordato komiserinin raporlarına hukuki katkı sağlar. Başarıyla tamamlanan ve mahkemece tasdik edilen bir konkordato projesi, hem şirketin ticari varlığını sürdürmesini sağlar hem de alacaklıların borçlarını belirli bir takvim dahilinde tahsil etmesine imkan tanır.
İcra ve İflas Avukatı Vekalet Ücretleri Nasıl Belirlenir?
Hukuki danışmanlık ve temsil hizmeti almak isteyen kişilerin en çok merak ettiği konulardan biri de icra avukatı vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin nasıl hesaplandığıdır. İcra ve iflas hukukunda vekalet ücretleri tek bir kaleme dayanmaz; temel olarak iki farklı kategoride değerlendirilir. Bunlardan birincisi, avukat ile müvekkili arasında kararlaştırılan “akdi vekalet ücreti”, ikincisi ise dava veya icra takibi sonucunda haksız çıkan tarafa mahkeme veya icra dairesi tarafından yükletilen “nispi veya maktu kanuni vekalet ücreti”dir. Sürecin başında ücret dengesinin net bir şekilde kurulması, taraflar arasındaki şeffaflığı sağlar.
Akdi vekalet ücreti belirlenirken, Türkiye Barolar Birliği tarafından her yıl yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) taban sınırı oluşturur; Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi uyarınca kararlaştırılan ücret tarifedeki miktarın altında olamaz. Üst sınır bakımından ise aynı Kanun’un 164/2. maddesi belirleyicidir: dava konusu değer üzerinden yüzde oranına göre kararlaştırılan avukatlık ücreti, dava konusu değerin yüzde yirmi beşini aşamaz. Bunların yanında icra ve iflas işlerinin niteliği, takip edilen alacağın miktarı, borçlunun malvarlığının karmaşıklığı ve açılacak davaların sayısı gibi kriterler ücretin belirlenmesinde doğrudan rol oynar. Bir icra hukuku avukatı, alacağın tahsil edilebilirliğini inceleyerek sabit bir ücretin yanı sıra, kanuni sınırlar içinde kalmak kaydıyla tahsil edilen miktar üzerinden başarıya bağlı ücret şeklinde de anlaşma yapabilir.
Ayrıca icra takiplerinde borçludan tahsil edilmek üzere dosyaya eklenen icra vekalet ücreti, alacağın tutarına göre kademeli (nispi) olarak artar ve Avukatlık Kanunu’nun 164/5. maddesi uyarınca kanunen avukata ait olur. İflas ve konkordato gibi çok daha kapsamlı ve yüksek risk içeren hukuki süreçlerde ise ücretler, şirketin aktif pasif büyüklüğüne ve sürecin alacağı zamana göre özel olarak tekliflendirilir. Ödenecek vekalet ücretinin, hatalı işlemler nedeniyle doğabilecek kayıplarla birlikte değerlendirilmesi yerinde olur.
Sıkça Sorulan Sorular
İcra takibine itiraz süresi kaç gündür?
İlamsız icra takiplerinde borçlunun ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren İİK’nın 62. maddesi uyarınca 7 gün içinde icra dairesine itiraz etmesi gerekir. Kambiyo senetlerine özgü haciz yolunda ise İİK’nın 168. maddesi uyarınca itiraz süresi 5 gündür ve itiraz icra mahkemesine yapılır.
İflas davası ne kadar sürer?
İflas davaları karmaşıklığına ve taraf sayısına bağlı olarak ortalama 6 ay ile 1,5 yıl arasında değişebilir. İflasın açılmasının ardından yürütülen tasfiye süreci ise borç miktarına ve masaya kaydedilen alacak sayısına göre daha uzun sürebilir.
İlamsız icra takibi nedir?
Elinizde bir mahkeme kararı veya resmi belge olmadan, sadece bir alacağa dayanarak doğrudan icra dairesi aracılığıyla borçluya karşı başlatılan icra takibi türüdür. Yalnızca para ve teminat alacakları için kullanılabilir.
Konkordato ilan eden şirketten alacak nasıl tahsil edilir?
Konkordato mühleti verilen şirkete karşı kural olarak yeni icra takibi yapılamaz. Ancak İİK’nın 294. maddesi uyarınca, 206. maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. Alacaklılar, İİK’nın 299. maddesi kapsamında yapılan ilandan itibaren on beş gün içinde alacaklarını konkordato komiserine bildirmeli ve tasdik edilen ödeme projesine uygun şekilde tahsilat beklemelidir.
İcra takibinde mal beyanında bulunulmazsa ne olur?
Ödeme emrini alan borçlu 7 gün içinde mal beyanında bulunmazsa, alacaklının talebi üzerine İİK’nın 76. maddesi uyarınca icra mahkemesince beyanda bulununcaya kadar hapisle tazyik edilir. Bu hapis üç ayı geçemez.
Borca itiraz edildiğinde takibe ne olur?
Borçlu tarafından süresi içinde yapılan borca itiraz, icra takibini durdurur. Alacaklı, itirazın iptali veya itirazın kaldırılması davası açıp kazanmadıkça haciz işlemleri yapılamaz.
İcra inkar tazminatı nedir ve yüzde kaç oranında uygulanır?
Haksız yere icra takibine itiraz eden borçlunun ödemeye mahkum edildiği tazminattır. İİK’nın 67/2. maddesi uyarınca asıl alacağın %20’sinden az olmamak üzere hükmedilir. Tazminata hükmedilebilmesi için dava dilekçesinde açıkça talep edilmiş olması gerekir.
Maaş haczi oranı ne kadardır?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca işçinin almakta olduğu ücretin dörtte birinden fazlası haczedilemez. İİK’nın 83/2. maddesi ise haczedilecek miktarın dörtte birden az olamayacağını düzenlemekte, yani dörtte biri asgari oran olarak belirlemektedir; borçlunun ve ailesinin durumu elverişliyse bu oran artırılabilir. Nafaka alacakları bakımından ise dörtte bir sınırlaması uygulanmaz.
İkramiye ve primlerin tamamı haczedilebilir mi?
Hayır. İkramiye ve prim ücret niteliğinde ödemeler olduğundan dörtte bir sınırlamasına tabidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2016/10014 E., 2017/1890 K. sayılı kararında, maaş dışı ikramiyenin dörtte birini aşan haczi ile fazla mesai ve prim alacağının tamamı üzerine konulan hacizlerin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık kıdem ve ihbar tazminatı ücretten sayılmadığından, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2004/22540 E., 2004/26972 K. sayılı kararı doğrultusunda tamamı haczedilebilir.
Maaş üzerinde birden fazla haciz varsa ne olur?
İİK’nın 83/2. maddesi uyarınca hacizler sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2014/19533 E., 2014/27027 K. sayılı kararında da maaş üzerindeki hacizlere iştirakin mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Cari nafaka alacakları ise bu sıralamanın dışında öncelikle kesilir.
İflas masası nedir ve alacak kaydı nasıl yapılır?
İflasın açılmasıyla borçlunun haczedilebilir tüm malvarlığının oluşturduğu topluluktur. Alacaklılar, İİK’nın 219. maddesi uyarınca yapılan ilandan itibaren bir ay içinde iflas dairesine başvurarak alacaklarını kaydettirmelidir. Sıra cetveline itiraz ise İİK’nın 235. maddesi uyarınca ilandan itibaren yedi gün içinde yapılır.
Tasarrufun iptali davası hangi sürede açılır?
İİK’nın 284. maddesi uyarınca tasarrufun iptali davası, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Ayrıca davanın açılabilmesi için alacaklının elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunması gerekir.
